Adıyaman’da toplu ulaşım protestosu sırasında yaşanan mağduriyet, şehirdeki toplumsal duyarsızlığı ve “Bana ne!” anlayışını yeniden gündeme taşıdı.

Toplumsal duyarsızlığı anlatmak için üç maymunu örnek gösterirdik:

Görmedim, duymadım, bilmiyorum…

Bugün bunların yanına dördüncü bir tavır daha eklendi:

“Bana ne!”

Peki, biz hangi ara bu hâle geldik? Hangi ara komşumuzun yaşadığı mağduriyete sırtımızı dönüp şehrin ortak sorunlarını yalnızca o sorunu yaşayanların meselesi saymaya başladık?

Dün Adıyaman’da yaşanan ulaşım sorunu, içinde bulunduğumuz tabloyu açıkça gösterdi.

Akaryakıt fiyatlarındaki artışı protesto etmek isteyen şehir içi toplu taşıma kooperatiflerine bağlı bazı araçların şoförleri kontak kapattı. Akaryakıt zamlarının taşımacı esnafını zorladığı ortada. Esnafın hakkını araması ve sesini duyurmak istemesi de son derece doğaldır.

Ancak hak ararken vatandaşı mağdur etmek doğru mudur?
Okulların açık olduğu, insanların işlerine, öğrencilerin okullarına ve hastaların hastanelere ulaşmaya çalıştığı bir günde toplu ulaşımın aniden durdurulması kabul edilebilir mi? Protestonun bedelini neden hiçbir sorumluluğu bulunmayan vatandaş ödüyor?

Asıl düşündürücü olan ise bu mağduriyet karşısında şehrin sessiz kalmasıydı.

Ne iktidar temsilcilerinden ne muhalefetten ne de sivil toplum kuruluşlarından güçlü bir tepki duyuldu. Birileri çıkıp da:

“Ne yapıyorsunuz arkadaşlar? Hak ararken vatandaşı mağdur edemezsiniz!”

diyemedi.

Herkes gördü, herkes duydu, herkes yaşananları biliyordu. Ancak kimse sorumluluk almak istemedi. Sanki durakta bekleyen bizim annemiz, babamız, kardeşimiz veya çocuğumuz değildi.

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, kimi sokarsa soksun” anlayışı toplumsal vicdanımızı giderek köreltiyor. Oysa bugün başkasının mağduriyetine sessiz kalanlar, yarın kendi seslerini duyuracak kimseyi bulamayabilir.

Bu sessizliğin içinde sorumluluk alan kurum ise Adıyaman Belediyesi oldu.

Belediye otobüslerini devreye sokarak ve zabıta araçlarını ulaşım için kullanarak yolda kalan vatandaşların mağduriyetini azaltmaya çalıştı. İmkânlar yeterli oldu veya olmadı, bu ayrıca tartışılabilir. Ancak şehir susarken belediyenin sahaya çıktığı gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Belediyeyi yanlış yaptığında nasıl eleştiriyorsak, doğru yaptığında da hakkını teslim etmeliyiz. Dün günün sonunda alkışı hak eden kurum Adıyaman Belediyesi oldu.

Mesele yalnızca bir günlük ulaşım sorunu değildir. Asıl mesele, Adıyaman’da giderek büyüyen toplumsal kayıtsızlıktır.

Şehir olmak yalnızca aynı sokaklarda yaşamak değildir. Birbirimizin derdiyle dertlenmek, haksızlık ve mağduriyet karşısında ortak ses çıkarabilmektir.

Bu nedenle kendimize dürüstçe sormalıyız:

Gerçekten görmüyor, duymuyor ve bilmiyor muyuz?

Yoksa her şeyi görüyor, duyuyor ve biliyor da yalnızca “Bana ne!” mi diyoruz?

Adıyaman’ın “Bana ne!” diyenlere değil, “Bu şehir hepimizin” diyerek sorumluluk alanlara ihtiyacı var.