Sonra Çukurova’nın uçsuz bucaksız tarlalarında işçilerin hep bir ağızdan yükselen sesi duyulurdu.. “Lü-Lü-Lü-Lü-Lüüüşşş…”
Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa, Osmanlı ordusunu Suriye’de mağlup ettikten sonra Çukurova’yı 1832-1841 yılları arasında hâkimiyeti altında tuttu.
İbrahim Paşa, bu dönemde bölgenin tarımsal ve ekonomik yapısıyla yakından ilgilendi. Tarımdaki iş gücü ihtiyacının karşılanması için farklı bölgelerden işçiler getirildi; tarım işçilerinin çalışma ve ücret koşullarına ilişkin birtakım düzenlemeler yapıldı.
Damar Arıkoğlu’nun Hatıralarım adlı eserinde aktardığına göre, o yıllarda tarım işçilerinin durumu oldukça güçtü. İşçiler ücretlerini almakta sıkıntı çekiyor, kimi zaman alacaklarının peşinde mahkeme mahkeme dolaşıyor, köylerde ücretini alanların bir kısmı dönüş yolunda soyuluyordu. İşçi ile çiftçi arasındaki anlaşmazlıklar da eksik olmuyordu.
İbrahim Paşa, bu sorunları azaltmak amacıyla hem çiftçiyi hem de işçiyi koruyacak bazı kurallar koydu.
Arıkoğlu’nun anlatımına göre çalışma haftası beş buçuk gün olarak düzenlendi. İşçiler güneş doğarken işe başlayıp güneş batarken işi bırakıyor; gün içerisinde kahvaltı, kuşluk yemeği, öğle yemeği ve dinlenme için molalar veriyordu. İkindiden sonra verilen 15 dakikalık kısa molaya ise halk arasında “çakal soluğu” deniliyordu.
Ücretlerin köylerde değil, şehirlerde ödenmesi de kurala bağlandı.
İşçi ile çiftçi arasındaki ücret ve çalışma anlaşmazlıklarını çözmek amacıyla bir “Amele Komisyonu” oluşturuldu. Arıkoğlu’nun aktardığına göre komisyonda üç amele, üç çiftçi ile hükümeti temsilen bir jandarma zabiti ve bir polis komiseri bulunuyordu.
Komisyon, çalışılan yerin uzaklığına, işin niteliğine ve ağırlığına göre haftalık ücretleri belirliyor; işçi ile çiftçi arasındaki alacak verecek meselelerini de karara bağlıyordu.
Bu uygulamaların zaman içerisinde gelenekleşerek Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet yıllarına kadar çeşitli biçimlerde sürdüğü anlatılmaktadır.
Fakat bütün bu tarihî bilgilerin arasında, Çukurova’nın çalışma hayatından günümüze ulaşan çok daha renkli ve insani bir miras vardır:
AMELE DUASI
Yaz aylarında Çukurova’ya çevre illerden on binlerce mevsimlik tarım işçisi gelir; özellikle pamuk tarlalarında çalışır, mevsim sonunda memleketlerine dönerdi.
Çapa işçileri akşam işi bırakırken hep birlikte şu duayı okurlardı:
Akşama hörmet… Amiin…
Sabaha niyet… Amiin…
Kolumuza kuvvet… Amiin…
Kesemize bereket… Amiin…
İbrahim Paşa’ya rahmet… Amiin…
Bir dahi rahmet…
Bir dahi rahmet…
Kör şeytana lanet… Amiin…
Peygambere salveet…
Salli ala Muhammet…
Duanın ardından çapalar hep birlikte havaya kaldırılır ve o günün çalışması sona ererdi.
Sonra Çukurova’nın uçsuz bucaksız tarlalarında işçilerin hep bir ağızdan yükselen sesi duyulurdu:
“Lü-Lü-Lü-Lü-Lüüüşşş…”
Bir çalışma gününün bittiğini haber veren bu ses, yalnızca tarlalarda çalışan insanların değil; Çukurova’nın emek, alın teri ve dayanışma kültürünün de sesiydi.
Kaynak:
Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, s. 15.
Nurettin Çelmezoğlu, Biraz Gül Biraz Diken, Yeni Adana.
Cengiz Halil ÇİÇEK
Next