Eleştiriye tahammül etmek siyasetin en temel şartlarından biridir. Ancak Sayın Kurt’un tavrında yıllardır bunun tam tersini görüyoruz…
Sayın Cumhurbaşkanım, Adıyaman’ın Suçu Neydi? Resul Kurt ile İmtihanımız..
Depremden sonra Adıyaman’ın başına gelen en kötü şeyin ne olduğunu soracak olursanız, vatandaşların önemli bir bölümünden “Resul Kurt’un Adıyaman Milletvekili olması” cevabını duyarsanız şaşırmayın.
Çünkü mesele artık yalnızca yapılan ya da yapılmayan hizmetler değil. Mesele; siyasetçinin şehriyle kurduğu aidiyet, vatandaşına yaklaşımı, verdiği sözler ve o sözlerin arkasında durup durmadığıdır.
Depremle yerle bir olmuş Adıyaman’ı yeniden ayağa kaldıracak kadronun içinde yer alan isimlerden biri olan Resul Kurt, yaklaşık 40 yıl sonra döndüğü memleketiyle ne yazık ki güçlü bir gönül bağı kuramadı.
Daha ilk günlerden itibaren kullandığı, “Ben ulusal bir milletvekiliyim. Herkes beni aramasın. İl başkanı orada, onunla iletişime geçin.” şeklindeki ifadeleri, Adıyaman’la arasındaki mesafenin işaretiydi.
Şimdi sormak gerekiyor:
Bir siyasetçi memleketinin yarısıyla kavgalı olabilir mi?
Milletvekili arkadaşlarınla, parti yöneticileriyle, basın mensuplarıyla, muhtarlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve vatandaşlarla sürekli sorun yaşıyorsan dönüp biraz da kendine bakman gerekmez mi?
Herkes mi yanlış, bir tek sen mi doğrusun?
Eleştiriye tahammül etmek siyasetin en temel şartlarından biridir. Ancak Sayın Kurt’un tavrında yıllardır bunun tam tersini görüyoruz: Her şeyi bilen, her konuda son sözü söyleyen ve eleştirildiğinde bunu kan davası hâline getiren bir siyaset anlayışı...
Bir de sık sık dile getirilen şu söz var:
“Cumhurbaşkanı beni Adıyaman’ı ayağa kaldırmam için gönderdi.”
Peki, Adıyaman ayağa kalktı mı?
Yoksa geldin geleli “Adıyaman’ın abisi benim.” tartışmasının gölgesinde mi kaldı?
Sayın Kurt;
“Abi”lik makamla olmaz.
Hizmet edersen bu millet seni başının üzerinde taşır. Gönlüne dokunursan sana “abi” de der, “paşa” da der. Ama vatandaşa üst perdeden bakarak, insanlarla arana mesafe koyarak, eleştireni karşına alarak gönüllerin abisi olamazsın.
Bugün geldiğimiz noktada, vatandaşın “Adıyaman siyasi tarihinin en başarısız milletvekillerinden biri oldunuz.” değerlendirmesi var.
Vatandaşla pozitif bir iletişim kuramadınız, şehirle güçlü bir gönül bağı oluşturamadınız.
Sayın Cumhurbaşkanım;
Depremle yerle bir olmuş Adıyaman’ın suçu neydi?
Bu şehrin birlikteliğe, dayanışmaya ve bütün kesimleri kucaklayacak bir siyaset anlayışına en fazla ihtiyaç duyduğu dönemde neden sürekli “ben” diyen, toplumun farklı kesimleriyle gerilim yaşayan bir siyaset anlayışıyla karşı karşıya kaldık?
Sayın Kurt, kendi ifadesiyle, “Cumhurbaşkanı beni Adıyaman’ı ayağa kaldırmam için gönderdi.” diyor.
Bugün gelinen noktada Resul Kurt’un siyasi tutumunun AK Parti’nin Adıyaman’daki oyuna en az yüzde 20 olumsuz etki ettiğini görüyoruz.
Peki, AK Parti’nin il koordinatörleri bütün bunları görmüyor mu?
Bir vatandaş olarak bunu anlamakta zorlanıyoruz.
Sayın Kurt, oturduğunuz, kalktığınız birçok yerde “Ben ulusal milletvekiliyim.” diyorsunuz.
“Bütçe benden sorulur.”
“Cumhurbaşkanı 5-6 ili benden sorar.”
Bunlar büyük sözler.
Fakat siyaset büyük sözlerle değil, ortaya konulan eserlerle ölçülür.
Milletvekili olduğunuz günden bu yana yıllar geçti. Adıyaman adına, bu iddialı söylemlerinizle örtüşen somut bir icraat göremiyoruz.
Verilen sözler ise hâlâ hafızamızda.
Seçim öncesinde Adıyaman halkına:
“100 fabrika, 25 bin istihdam.”
dediniz.
Yine seçim öncesinde Çelikhan’daki Şahbor Türbesi’nde, yaklaşık 35 köy muhtarının katıldığı toplantıda:
“Bana 6 ay müsaade edin, tütün sorununu çözeceğim.”
dediniz.
Peki, ne oldu?
100 fabrika nerede?
25 bin istihdam nerede?
Tütün sorunu çözüldü mü?
Bu iki iddialı sözün üzerinden geçen zaman, bugün sık sık dile getirdiğiniz “ulusal milletvekili” söylemini sorgulatıyor.
Artık “100 fabrika, 25 bin istihdam” da istemiyoruz.
Bir fabrika kurulsun, 500 kişi istihdam edilsin; ona da razıyız.
Bekliyoruz...
“Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim.” diyorsunuz.
Güzel.
Fakat Adıyaman’ın ihtiyacı unvan değil, sonuçtur.
Bu şehir hâlâ stadyumu konuşuyor.
Müzesini konuşuyor.
Depremde yıkılan camilerini konuşuyor.
Kapalı fabrikalarını konuşuyor.
Teşvik bekleyen sanayisini, tarımını, sulama sorunlarını ve istihdamı konuşuyor.
Depremden sonra önünde dağ gibi sorunlar bulunan bir şehirde siyasetçinin görevi polemik üretmek değil, çözüm üretmektir.
Oturduğun yerden konuşarak şehir ayağa kalkmıyor.
Sahaya ineceksin.
İnsanları dinleyeceksin.
Kapıları aşındıracaksın.
Sonuç alacaksın.
Sonra çıkıp yaptıklarını anlatacaksın.
Kısacası...
14 Mayıs 2023 seçimlerinin üzerinden tam 3 yıl, 3 ay, 23 gün geçti.
Dile kolay, 1.211 gün…
Sayın Resul Kurt, bunca zaman geçti; hâlâ Adıyaman’a bir çivi çakmadınız. Artık söz değil, Adıyaman adına ortaya konulmuş somut bir eser görmek istiyoruz.
Gelelim şahsımla ilgili meseleye...
Daha önce kaç defa yazdım, hatırlamıyorum.
Ben sizi eleştiriyorum. Çünkü gazetecilik bunu gerektirir.
Ama haklı olduğunuz yerde de sizin hakkınızı savundum. Aramızın iyi olmamasına rağmen iki farklı yerde de hakkınızı teslim ettim; o toplumdaki insanlar gördü.
Çünkü benim için mesele şahıs değil, vicdandır.
Yeri geldiğinde eleştiririm, yeri geldiğinde hakkınızı teslim ederim. Benim gazetecilik ve ahlak anlayışım budur.
Ancak benim hakkımda arkamdan konuşulduğunu ve sizi eleştirmem karşılığında siyasi hasımlarınızdan para aldığım yönünde iddialarda bulunduğunuzu duyuyorum.
Bu, öyle geçiştirilecek basit bir söz değildir.
Bir gazeteciye, yaptığı eleştiriler karşılığında birilerinden para aldığı ithamında bulunuyorsanız bunun belgesini de ortaya koymak zorundasınız.
Sabahtan akşama kadar birlikte gezdiğin çevrendeki bir avuç arkadaşına sor: “Akif Beyaz para alır mı?” Cevabı onlar sana verecek.
O nedenle daha önce söylediğimi bir kez daha söylüyorum:
Hodri meydan!
Tarihi siz belirleyin.
Saati siz belirleyin.
Platformu siz belirleyin.
Programa katılacak gazetecileri de siz belirleyin.
Canlı yayında karşı karşıya gelelim.
Siz de benim kimden, ne zaman ve ne kadar para aldığımı iddia ediyorsanız çıkın, kamuoyunun önünde belgeleriyle açıklayın.
İddianızı ispat edin.
Eğer ispat ederseniz hesabını ben vereceğim. Ama ispat edemezseniz, bir gazeteciye “para aldı” ithamında bulunmanın adı iftiradır; o zaman da müfteri olmanın sorumluluğunu siz taşıyacaksınız.
Bu kadar açık.
Ben buradayım.
Kaçmıyorum.
Sözümün de yazdıklarımın da arkasındayım.
Sizi eleştirdiğim için bana kızabilirsiniz. Yazdıklarımı beğenmeyebilirsiniz. Siyasi olarak benimle aynı düşünmeyebilirsiniz. Bunların hiçbirinde sorun yok.
Ama eleştirinin karşılığı, eleştiren gazeteciye “birilerinden para alıyor” ithamında bulunmak değildir.
Belgeniz varsa açıklayın. Yoksa insanların şeref ve itibarı üzerinden siyaset yapmayın.
Benim sizinle kişisel bir hesabım yok. Ama benim hakkımda ortaya atılan böyle ağır bir iddianın hesabını sormak da en doğal hakkımdır.
İspat sizde, meydan burada.
Hodri meydan!
Yoksa siz en büyük müfteri olarak kalacaksınız.
Senin bilmediğin bir konuda insanların şeref ve itibarı üzerinden hüküm vermek kolaydır. Ama unutma; kul hakkı vardır, bir de hesap günü...
Muzaffer Akif BEYAZ
Next