… mahkemede kurulan “Ben hukukçuyum, belediyecilikten çok anlamıyorum.” cümlesi sıradan bir ifade değil.
Adıyaman Belediye Başkanı Avukat Abdurrahman Tutdere, Aziz İhsan Aktaş suç örgütü iddiasıyla açılan ve İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Silivri’de görülen davada yaptığı savunmada şu ifadeleri kullandı:
“Ben depremde binlerce evladını yitirmiş bir şehrin belediye başkanıyım. Bu suçlama sadece bana değil, Adıyaman halkına yapılmış bir suçlamadır. Adıyaman yaralı bir şehir.”
Mahkemedeki savunmasının devamında ise şu sözleri dile getirdi:
“Ben hukukçuyum, belediyecilikten çok anlamıyorum. Darmadağın bir şehir, binası yıkılmış bir belediye ve kucağımızda, omuzlarımızda büyük bir yük.”
Bu açıklamalar kamuoyunda farklı değerlendirmelere neden oldu.
Ben hukukçu değilim. Ancak yıllarca avukatlık yapmış bir hukukçunun ve savunma ekibinin, mahkemenin yönelttiği iddialara karşı daha güçlü, hukuki zemini daha sağlam bir savunma ortaya koyması beklenirdi.
Özellikle “Bu suçlama sadece bana değil, Adıyaman halkına yapılmış bir suçlamadır.” ifadesi dikkat çekiyor. Çünkü yargılamanın konusu belediye başkanı hakkında yürütülen bir soruşturma ve buna ilişkin iddialardır. Bu nedenle akıllara şu soru geliyor:
Bu suçlamalarla Adıyaman halkının doğrudan nasıl bir ilgisi var?
Ancak asıl dikkat çeken bölüm, “Ben hukukçuyum, belediyecilikten çok anlamıyorum.” sözleri oldu.
Bu ifade ister istemez şu soruları beraberinde getiriyor:
Deprem felaketinin ardından yerle bir olmuş Adıyaman’ı yeniden ayağa kaldırma iddiasıyla belediye başkanlığına aday olurken neden “Belediyecilikten çok anlamıyorum.” denilmedi?
Şehrin içinde bulunduğu ağır tablo herkesin malumuydu. Böyle bir dönemde belediye başkanlığı, tecrübe kazanılacak ya da öğrenilecek bir görev olarak görülebilir miydi?
Eğer gerçekten belediyecilik konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip olunmadığı düşünülüyorsa, böylesine ağır sorumluluk gerektiren bir göreve neden talip olundu?
Adıyaman Belediyesi, deneme yapılacak bir kurum değildi.
Depremden en ağır şekilde etkilenen şehirlerden biri olan Adıyaman, olağan belediyecilik hizmetlerinin çok ötesinde bilgi, koordinasyon ve kriz yönetimi gerektiren bir süreç yaşıyor. Böyle bir dönemde belediye yönetiminde ortaya çıkabilecek her eksikliğin bedelini doğrudan vatandaş ödüyor.
Aradan geçen iki yılı aşkın sürede ise şehirde hâlâ altyapı sorunları, bozuk yollar, toz, çamur ve eksik hizmetler vatandaşın en önemli gündem maddeleri arasında yer almaya devam ediyor. Depremin yaraları elbette kısa sürede sarılamaz; ancak vatandaş, artık mazeretten çok çözüm görmek istiyor.
Son bir yılda ise belediye hizmetlerinden çok, belediye başkanı hakkındaki iddialar, ev hapsi süreci ve mahkeme gündemi konuşulur hâle geldi. Bu durum, zaten büyük acılar yaşamış Adıyaman’ın yeniden hizmet yerine tartışmalarla anılmasına neden oldu.
Seçim döneminde verilen vaatlerin önemli bir bölümünün, birkaç istisna dışında, hayata geçirilemediği yönündeki eleştiriler de kamuoyunda sıkça dile getiriliyor. Halk Ekmek uygulaması ve belediye ulaşım ücretleri konusunda da sosyal belediyecilik anlayışıyla bağdaşmadığı yönünde eleştiriler bulunuyor.
Sonuç olarak, mahkemede kurulan “Ben hukukçuyum, belediyecilikten çok anlamıyorum.” cümlesi sıradan bir ifade değil. Bu söz, belediye yönetimine ilişkin kamuoyunda birçok sorunun yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
Görev süreleri sona erdiğinde belediye başkanları siyasi kariyerlerine devam edebilir, özgeçmişlerine yeni unvanlar ekleyebilir. Ancak geriye dönüp bakıldığında, asıl önemli olan şehirde bırakılan eserler ve vatandaşın hafızasında kalan hizmetlerdir.
Bugün ise birçok Adıyamanlı şu soruyu soruyor:
Kaybeden gerçekten kim oldu?
Muzaffer Akif BEYAZ
Next