Deprem sonrası ağır yaralar alan Adıyaman’da geçen üç yılın ardından siyasi tartışmaların yerini hizmet ve dayanışmaya bırakması istendi.

6 Şubat depremlerinin ardından ağır bir yıkım yaşayan Adıyaman’ın en fazla ihtiyaç duyduğu şey neydi?

Birlik.

Dayanışma.

Ortak akıl.

Ve elbette hizmet…

Sayın Resul Kurt, siz böyle bir dönemin ardından Adıyaman milletvekili seçildiniz.

Aradan üç yılı aşkın zaman geçti.

Artık seçim meydanlarında söylenen sözleri değil, o sözlerin karşılığını konuşmanın zamanıdır.

Çünkü millet, siyasetçiye yalnızca alkışlamak için yetki vermez.

Günü geldiğinde eleştirmek için de yetki verir:

Ne söylediniz, ne yaptınız?

MEMLEKETİN YARISIYLA KAVGALI OLUNUR MU?

Sayın Vekil,

Sizinle ilgili son dönemde hizmetlerden çok polemikleri konuşuyoruz.

Milletvekilleriyle…

Parti yöneticileriyle…

Muhtarlarla…

Basın mensuplarıyla…

STK temsilcileriyle…

Vatandaşlarla…

Sürekli yeni bir tartışma duyuyoruz.

İnsan ister istemez soruyor:

Memleketin yarısıyla kavgalı olunur mu, Sayın Vekil?

Siyaset yalnızca sizi alkışlayanlarla yapılmaz.

Milletvekili sadece kendisini sevenlerin, destekleyenlerin veya kendisiyle aynı düşünenlerin milletvekili değildir.

Size oy vermeyenin de milletvekilisiniz.

Sizi eleştirenin de…

Gazetecinin de…

Muhtarın da…

Esnafın da…

Çiftçinin de…

Tütün üreticisinin de…

Makam büyüdükçe tahammülün de büyümesi gerekmez mi?

BENİMLE UĞRAŞMAYIN, ADIYAMAN’A HİZMET EDİN

Bir süredir hakkımda birtakım sözler söylediğiniz, hatta meselenin tehdit olarak yorumlanabilecek ifadeler boyutuna ulaştığı yönünde çeşitli iddialar tarafıma aktarılıyor.

Dahası, sizi eleştirmem karşılığında siyasi hasımlarınızdan para aldığım yönünde konuştuğunuz da bana iletiliyor.

Buradan açıkça söylüyorum:

Eğer tarafıma aktarılan bu sözler size aitse, bunu açıkça kamuoyuna açıklayın.

Elinizde belge varsa ortaya koyun.

Bir gazetecinin şerefini, itibarını ve yılların emeğini ilgilendiren böylesine ağır bir konuda ima yoluyla konuşulmaz.

Belge varsa konuşulur.

Yoksa susulur.

Ben kimsenin şerefine dokunmam.

Kendi şerefimi de kimseye çiğnetmem.

Kul hakkının ne kadar ağır bir vebal olduğunu da bilmeniz gerekir.

Ayrıca herkes, hukuk karşısında söylediklerinden sorumludur.

Makamlar geçicidir.

Milletvekilliği de bir gün biter.

Ama insanların arkasından söylenen sözlerin izi bazen makamdan daha uzun yaşar.

SAHTE HESAPLARIN ZAMANLAMASI

Sahte hesap meselesine de gelelim…

Sayın Kurt’un sahte hesaplardan yapılan saldırılardan rahatsızlık duyduğunu biliyoruz.

Ne gariptir ki Resul Kurt hakkında yazdıktan sonra benim karşıma çıkan sahte hesapların sayısında da oldukça fazla bir artış oldu.

Yazıyorlar.

Çiziyorlar.

Hakaret ediyorlar.

Saldırıyorlar.

Kim olduklarını bilmiyorum.

Kim tarafından yönlendirildiklerine ilişkin de elimde herhangi bir kanıt bulunmadığı için kimseyi suçlamıyorum.

Ancak zamanlamanın dikkat çekici olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Şunu çok açık söylüyorum:

Sahte hesabın arkasına saklanarak gazetecilikle, siyasetle veya fikirle mücadele edilmez.

Ben buradayım.

Adım belli.

Soyadım belli.

Yüzüm belli.

Yazdığım hesaplar belli.

Sorularımı da açık kimliğimle soruyorum.

Cevap verecek olan da açıkça versin.

AHMET AYDIN’I DA ELEŞTİRDİK, AMA…

Geçmiş dönemlerde Sayın Ahmet Aydın’ı da çok sert eleştirdim.

Yazılarımız oldu.

Tartışmalarımız oldu.

Fikir ayrılıklarımız oldu.

Fakat eleştiri hiçbir zaman kişisel bir hesaplaşmaya dönüşmedi.
Karşılaştığımızda birbirimizin elini sıkabildik.

Benimle görüşen insanlara, “Neden onunla görüştün?” denildiğine şahit olmadım.

Siyasetin olması gereken tarafı da budur.

Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Milletvekili arkadaşlarınızla görüşüyoruz, rahatsızlık oluşuyor.

Parti yöneticileriyle konuşuyoruz, mesele oluyor.

Birileri bizimle oturup çay içse neredeyse siyasi kriz çıkacak!

Geçtiğimiz günlerde ilçe başkanıyla karşılaştık.

Oturduk.

Bir çay içtik.

Toplasanız on dakika…

Sonra bir baktık, mesele büyümüş:

“Muzaffer Akif Beyaz’la nasıl kahvaltı yaparsın?”

Yahu ortada kahvaltı bile yok!

Alt tarafı on dakikalık bir çay sohbeti…

Bu manzarayı görünce aklıma 1980’li yılların mahalle arkadaşlıkları geliyor.

Çocuklardan biri diğerine küser ve arkadaşına şöyle derdi:

“Onunla konuşursan benimle konuşma!”

Şimdi moda yeniden 80’ler ya…

Meğer 80’ler yalnızca kıyafetlerde ve fotoğraflarda geri dönmemiş.

Mahalle arasındaki çocukça küslükler de siyasete geri dönmüş!

BU GİDİŞLE FIRINCIYA DA “EKMEK VERME” DİYECEKSİNİZ

Ben Mehmet Akif Mahallesi’nde oturuyorum.

Bu gidişle korkarım sıra bizim fırına gelecek.

Bir gün Kardelen Fırını’ndaki Sofi Usta’nın karşısına çıkıp:

“Muzaffer Akif Beyaz’a ekmek verme!”

derseniz artık şaşırmayacağım.

İşin mizahı bir yana…

Mesele aslında ciddi.

Bir gazetecinin sizinle aynı düşünmemesi suç değildir.

Sizi eleştirmesi suç değildir.

Sizin tanıdığınız insanlarla görüşmesi hiç suç değildir.

Bir milletvekilinin de kendisini eleştiren herkesi karşı cephede görmesi sağlıklı bir siyaset anlayışı değildir.

Ben gazeteciyim.

İşim soru sormak.

Yanlış gördüğümü eleştirmek.

Doğru gördüğümü de yazmak.
Bugün sizi eleştiririm.

Yarın Adıyaman adına doğru bir iş yaptığınızda onu da aynı açıklıkla yazarım.

Gazetecilik budur.

BU MESELEYİ SAYIN ERDOĞAN’A MUTLAKA ANLATACAĞIM

Hakkımda bana aktarılan ağır itham ve tehdit iddialarını, mutlaka bir gün Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a da anlatacağım.

Çünkü burada mesele yalnızca

Muzaffer Akif Beyaz değildir.
Mesele, siyasetçinin eleştiriye bakışıdır.

Mesele, gazetecinin soru sorma hakkıdır.

Mesele, insanların kimlerle görüşüp görüşemeyeceğine siyasetçinin karar verip veremeyeceğidir.

Ve en önemlisi mesele, makam ile güç arasındaki sınırın nerede başladığı ve nerede bittiğidir.

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarla yönetilen bir devlettir.

Gazeteci de kanunlara tabidir.
Milletvekili de.

Hiç kimsenin ayrıcalığı yoktur.

Milletvekilliği, kendisini eleştiren gazeteciyi susturma hakkı vermez.

İnsanların kimlerle oturup çay içeceğine karar verme yetkisi ise hiç vermez.

BİR SÖZÜM DE KRALDAN ÇOK KRALCI OLANLARA!

Vekilin yanında yer alıp kraldan çok kralcı davrananlara bir çift sözüm var:

Dün nerede olduğunuzu unutmayın. Varlığınız, bir başkasının makamıyla değil, kendi isminizle anlam kazansın.

Geçmişte de eski vekillerin yanında her yerde başköşeye oturanlar, her kapının kendilerine açılacağını düşünenler vardı. Bugün bazılarına Allah’ın selamını veren bile yok.

Bugün sahip olduğunuz ilginin ve itibarın sonsuza kadar süreceğini düşünmeyin. Dün başkalarının yaşadığını, yarın siz de yaşayabilirsiniz.

Çünkü makamlar geçici, isimler ve insanların hafızasında bıraktığınız iz kalıcıdır.

BEN BURADAYIM SAYIN KURT

Ben bugün yine buradayım Sayın Resul Kurt.

Sahte hesabın arkasında değilim.

Başkasının isminin arkasında değilim.

Kendi ismimle yazıyorum.

Kendi imzamı atıyorum.

Ve size yine açıkça soruyorum:

Bugüne kadar Adıyaman’a ne hizmet yaptın?

Ve belki hepsinden önemlisi:

Sayın Resul Kurt, memleketin yarısıyla kavgalı olunur mu?

Benimle uğraşmak yerine Adıyaman’a hizmet et.

Çünkü benim meselem Resul Kurt’la şahsi kavga etmek değil.

Benim meselem Adıyaman.

Benim meselem, depremde ağır bedel ödeyen bu memleketin kaybedecek bir üç yılı daha olup olmadığıdır.

Ve gazeteci olarak Adıyaman’a hizmet etmeye devam edeceğim.