"Biz" olacaksak eğer "biz"im "ben"likten sıyrılmamız ilk şarttır. İkinci şart "adalet" ve sonrası da İman ve İslâm'ın şartlarıdır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın dile getirdiği birçok konunun ve gösterdiği geleceğin aydınlık bir ufka sahip olduğunun doğruluğuna inanıyorum. Buna rağmen yaptığı bazı şeyleri anlamıyor, onaylamıyorum. Bu nedenle karşı olmamakla beraber eleştirilerimi gizlememekle beraber sert muhalefet de etmiyorum.
Mesela emeklilerle ilgili elinin neden bu kadar sıkı olduğuna bir türlü aklım ermiyor. Çeşitli nedenlerle gittiği il ve ilçelerde kendisini karşılayan zevatın yaptığı harcamalara "bu bir israftır" demeyip de emeklilere verilecek ikramiye ve zamların "bütçemiz yetersiz" denilerek sürekli ertelenmesine onay vermesini anlamak mümkün değil. İndiği havaalanından başlayıp gittiği şehrin en ücra köşesine kadar yapılan süslemeleri görüyordur. O pankartlar, afişler, bayraklar ve takların bedeline de "bu israftır" deyip durdurmadıkça da anlamam mümkün değil.
Tayyip beyin bize gösterdiği yol evliyaların tarih boyunca gittiği/gösterdiği kutlu yoldur. Bu yol Hz. Ömer'in detaylarıyla yaşadığı ve örnek kişiliğiyle bizlere tavsiye ettiği "adalet" anlayışının yaşandığı yoldur. Nitekim partisine bu kutlu yolun adını vermiş ve "Adalet" ismini öne koymuştur. Bununla da kalmamış, yol arkadaşlarına "Ömer'leri bulun" diyerek çok ince manalı vasiyette bulunmuştur. Onun bu vasiyetinin politik bir çağrı olmadığının anlaşılmadığını görmesi gerekirken seçim arifesinde köşe-bucak "Ömer" arayanların seçimden sonra aldıkları oyun rehavetiyle ceylan derisi koltuklara kurulmasını yeterli görüyor mu? Bilemiyorum, bilemediğim için de yanında olmakta tereddüt eden belki de on binlerce kişiden biriyim.
O ki, Kur'an-ı Kerimin okuyucusu ve tavsiye edicisi bir görevdedir. Bu görevi de bizzat kendisi talep etmiş ve yüklenmiştir. Örneğimi emeklilerle ilgili vermeme saplanmayın, ben en basit ve net örneklerden birini verdim.
Mesele örneğim kadar basit değil; mesele Nizâm-ı Âlem davasıdır. Aleme nizâm vermeye talip bir davanın askerleri basit detayları görüp anlamakla yükümlüdür.
"Biz" olacaksak eğer "biz"im "ben"likten sıyrılmamız ilk şarttır. İkinci şart "adalet" ve sonrası da İman ve İslâm'ın şartlarıdır.
Öncesi, yani merhum öncülerimizden Erbakan Hoca'nın atalarımızdan alıp dalgalandırdığı sancakla başlayıp 2002'de kendi diktiği sancakla devam eden bunca yılda "biz" olmak noktasında neredeyiz?
Size soruyorum, "biz" deyip de "ben"de kalanlar, liderinizle "biz" oldunuz mu?
Lütfen sorgulayın artık: Biz'in anlamını bilenler; Sıra "biz"e gelmedi mi?
Mehmet Emin DANIŞ
Next