.. antrenör yalnızca sporcu yetiştirmez; aynı zamanda karakter, disiplin, sorumluluk, özgüven, mücadele ruhu ve ahlak kazandırır.
Antrenör; yalnızca kendi branşında sporcu yetiştiren, sporcuları veya takımları fiziksel, teknik, taktik ve zihinsel yönden eğiten ve onları müsabakalara hazırlayan kişi olarak tarif edilir. Elbette bunlar, bir antrenörün asli görevleridir. Ancak gerçek anlamda antrenörlük, yalnızca saha içerisinde teknik ve taktik bilgi aktarmaktan çok daha büyük bir sorumluluk gerektirir.
Bir spor adamı ve antrenör olarak baktığımızda, yetiştirdiğimiz sporcuların yalnızca antrenörü değil; gerektiğinde psikoloğu, bazen babası, bazen annesi, bazen kardeşi, bazen arkadaşı ve hatta sırdaşı olabilmeliyiz. Her yaş grubundaki sporcunun seviyesine inebilmeli, onu anlayabilmeli, dinleyebilmeli ve ihtiyaç duyduğu anda yanında olduğumuzu hissettirebilmeliyiz.
Çünkü antrenör yalnızca sporcu yetiştirmez; aynı zamanda karakter, disiplin, sorumluluk, özgüven, mücadele ruhu ve ahlak kazandırır. Bir antrenörün yetiştirdiği sporcu, kazandığı madalyadan çok daha değerlidir. Asıl başarı; yetiştirdiğimiz gençlerin iyi birer insan, topluma faydalı bireyler ve ülkelerine değer katan vatandaşlar olarak hayata hazırlanabilmeleridir.
Türkiye'de farklı kademelerde ve branşlarda toplam 361 bin 79 antrenör bulunmaktadır. Bu sayı, antrenörlüğün yalnızca sportif başarı açısından değil, gençlerin eğitimi, gelişimi ve geleceğe hazırlanması bakımından da ne kadar önemli bir görev olduğunu göstermektedir. Her bir antrenör, doğrudan veya dolaylı olarak birçok gencin hayatına dokunabilme ve onların geleceğine yön verebilme imkânına sahiptir.
Bugün ülkemizin geleceği olan gençlerimizin kötü alışkanlıklardan uzak tutulması, zararlı çevrelerden korunması ve enerjilerini doğru alanlara yönlendirmesi konusunda tüm kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarına büyük görevler düşmektedir. Ancak özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde görev yapan din görevlilerimize, eğitimcilerimize ve antrenörlerimize çok daha önemli sorumluluklar düşmektedir.
Diyanet görevlilerimiz gençlerimize manevi ve ahlaki değerleri kazandırırken, eğitimcilerimiz onların akademik ve sosyal gelişimlerine rehberlik etmeli; antrenörlerimiz ise gençlerimizin sahip oldukları enerjiyi ve yetenekleri doğru alanlara yönlendirmelidir.
Gençlerimize dinini ve değerlerini, tarihini ve kültürünü öğretirken aynı zamanda boş zamanlarını kendi yeteneklerine uygun spor branşlarında, ehil ve donanımlı antrenörlerin nezaretinde değerlendirmelerini sağlamalıyız. Sporun disiplinini, ahlakını, takım ruhunu ve mücadele kültürünü öğrenen bir genç, yalnızca başarılı bir sporcu olmakla kalmaz; hayatın her alanında karşılaşacağı zorluklarla mücadele etmeyi de öğrenir.
Spor; gençlerimizi kötü alışkanlıklardan uzaklaştıran, onları disipline eden, özgüvenlerini geliştiren ve topluma aidiyet duygularını güçlendiren en önemli araçlardan biridir. Bir futbol sahasında, basketbol salonunda, Kick boks ringinde, güreş minderinde, atletizm pistinde veya herhangi bir spor branşında kazanılan disiplin, aslında hayatın kendisine hazırlıktır.
Bu nedenle antrenörün sorumluluğu müsabaka bitince sona ermez. Bazen bir sporcunun ailesinde yaşadığı bir problemi dinlemek, bazen okulundaki başarısızlığının nedenini anlamaya çalışmak, bazen kaybettiği bir müsabakanın ardından onu yeniden ayağa kaldırmak, bazen de doğru bir sözle hayatının yönünü değiştirmek, antrenörlüğün görünmeyen ancak en kıymetli tarafıdır.
Özellikle kick boks gibi hem ringde hem de tatamide mücadele edilen branşlarda antrenörün sorumluluğu daha da büyük bir anlam taşır. Sporcuya yalnızca teknik ve taktik bilgi kazandırmak değil; mücadele etmeyi, disiplinli olmayı, rakibine ve kurallara saygı göstermeyi, kazanırken mütevazı olmayı ve kaybettiğinde yeniden ayağa kalkmayı öğretmek de antrenörün görevlerinden biridir. Ringde ve tatamide kazanılan her müsabaka, yalnızca fiziksel bir mücadelenin değil; sabrın, disiplinin, özverinin ve azmin de bir sonucudur.
Bir antrenör, gerektiğinde sporcusuna “Sen yapabilirsin, ben sana inanıyorum.” diyebilmelidir. Çünkü bazen bir gencin hayatında duyduğu tek bir olumlu cümle, onun geleceğini değiştirebilir.
Bizler bir neslin avuçlarımızdan kayıp gitmesini istemiyorsak, her gencimize dokunmak, her gencimizi dinlemek ve her gencimize bir fırsat sunmak zorundayız. Hiçbir gencimizi “Nasıl olsa birileri ilgilenir.” diyerek gözden çıkarmamalıyız.
Unutulmamalıdır ki bugün ilgilenmediğimiz, yeteneğini keşfetmediğimiz veya elinden tutmadığımız bir genç, yarın toplumun çok daha büyük sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir. Buna karşılık zamanında keşfedilen, desteklenen ve doğru insanların rehberliğinde yetişen bir genç; ailesine, çevresine, topluma ve ülkesine büyük katkılar sağlayabilir.
Bizim hedefimiz yalnızca şampiyon sporcular yetiştirmek olmamalıdır. Şampiyon ruhlu, ahlaklı, disiplinli, vatanını ve milletini seven, sorumluluk sahibi iyi insanlar yetiştirmek asıl hedefimiz olmalıdır.
İnanıyorum ki bugün gençlerimize yapacağımız her yatırım, yarının güçlü Türkiye'sine yapılmış en değerli yatırımdır. Sahip olduğumuz genç nüfusu doğru yönlendirebilir, onların yeteneklerini keşfedebilir ve onları spor, eğitim, kültür ve manevi değerlerle destekleyebilirsek geleceğe çok daha güvenle bakabiliriz.
Çünkü bir antrenörün yetiştirdiği sporcu, yalnızca kendi başarısını değil, ülkesinin geleceğini de temsil eder.
Bugün yetiştirdiğimiz gençlerden bazıları yarın millî formayı giyecek, bazıları öğretmen, mühendis, doktor, sanatçı veya yönetici olacak; bazıları da geleceğin antrenörleri olarak başka gençlerin hayatına dokunacaktır. Önemli olan, hangi mesleği seçerse seçsin, iyi bir insan olarak yetişmesini sağlayabilmektir.
Bu anlayışla görev yapan her antrenör, aslında sadece sporcu yetiştiren bir eğitimci değil; geleceğin mimarlarından biridir.
Ve unutmayalım:
Bir gence dokunmak, bir geleceğe dokunmaktır.
Bir genci kazanmak, bir nesli kazanmaktır.
Bir nesli kazanmak ise ülkenin geleceğini kazanmaktır.
Haluk ERDOĞAN
Next