Türkiye'de itfaiye teşkilatlarının belediyelerden ayrılarak İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulacak İtfaiye Genel Müdürlüğü'ne bağlanmasını öneriyorum.

Adıyaman, son yıllarda peş peşe yaşadığı felaketlerle hafızalara kazındı. Orman yangınları, ekin yangınları, boğulma vakaları, seller ve asrın felaketi olarak tarihe geçen 6 Şubat depremleri… Her biri geride derin acılar bırakırken aynı gerçeği de defalarca gözler önüne serdi: Afetlere hazırlık, afet anındaki müdahaleden çok daha değerlidir.

Geçtiğimiz hafta Sincik ilçesine bağlı Alancık köyünde çıkan orman yangını da bu gerçeği bir kez daha hatırlattı. Saatler süren mücadelede itfaiye ekipleri, Orman İşletme personeli, AFAD, jandarma, gönüllüler ve diğer kurumlar büyük fedakârlık gösterdi. Yangın söndürüldü ancak geriye hepimizin kendisine sorması gereken önemli bir soru kaldı:

Bir sonraki afete ne kadar hazırız?

Yangın haberimizin sosyal medyada paylaşılmasının ardından yorumları vesilesiyle telefonla görüştüğümüz İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Ekip Amiri, Kahtalı hemşerimiz Hüseyin Karakuş'tan görüş ve önerilerini yazılı olarak da göndermesini rica ettim. Paylaştığı değerlendirmelerde dikkat çeken nokta, eleştiriden çok çözüm önerilerine yer vermesiydi.

Karakuş'un altını çizdiği şu cümle aslında meselenin özeti niteliğinde:

"Yangınla mücadele sadece cesaretle değil; hazırlık, planlama ve güçlü imkânlarla kazanılır."

Gerçekten de itfaiyecilik yalnızca yangın söndürmek değildir. Olay yerine en kısa sürede ulaşabilmek, doğru ekipmanı kullanabilmek, kurumlar arasında koordinasyonu sağlayabilmek ve eğitimli personelle müdahale edebilmek, en az cesaret kadar önemlidir.

Bugün Adıyaman'da özellikle yaz aylarında orman ve ekin yangınları sık yaşanıyor. Buna rağmen risk analizlerinin düzenli güncellenmesi, kurumlar arasında ortak tatbikatların yapılması, kırsalda yaşayan vatandaşlara yangın eğitimlerinin verilmesi ve itfaiye teşkilatlarının teknik açıdan sürekli güçlendirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Hüseyin Karakuş'un önerileri arasında 112 Acil Çağrı Merkezi ile koordinasyonun güçlendirilmesi, itfaiye personelinin mesleki eğitim almış kişilerden oluşturulması, kişisel koruyucu donanımların eksiksiz sağlanması, araç ve ekipmanların yenilenmesi, yöneticilerin liyakat esasına göre belirlenmesi, Besni, Gölbaşı, Kahta, Samsat ve Gerger gibi ilçelerde dalgıç itfaiye birimlerinin kurulması ile her yıl ortak tatbikatların gerçekleştirilmesi gibi son derece önemli başlıklar bulunuyor.

Bu önerilerin tamamına katılmak ya da bazılarına farklı açılardan bakmak mümkündür. Ancak üzerinde durulması gereken temel gerçek değişmiyor:

Afet yönetimi, felaket yaşandıktan sonra değil, yaşanmadan önce yapılan hazırlıklarla başarıya ulaşır.

Yangına giren, enkaza koşan, selde, kazada ve her türlü afette vatandaşın yardımına ilk yetişen itfaiyecilerimizin yalnızca olay anlarında hatırlanmaması gerekiyor. Onların ihtiyaçlarının düzenli olarak karşılanması, eğitimlerinin sürekli güncellenmesi ve kurumsal olarak desteklenmesi, aslında hepimizin güvenliği için yapılan bir yatırımdır.

Ancak burada çok daha önemli bir yapısal sorun olduğunu düşünüyorum.

Bugün Türkiye'de itfaiye teşkilatları belediyelere bağlı müdürlükler olarak görev yapıyor. Bu yapı, ister istemez itfaiyeyi belediyelerin bütçe imkânlarına, yönetim anlayışına ve seçimlerle değişen idari kadrolarına bağımlı hale getiriyor. Oysa itfaiyecilik; siyasi tercihlerin, dönemsel yönetim anlayışlarının veya belediyelerin öncelik sıralamasının gölgesinde yürütülecek sıradan bir belediye hizmeti değildir.

Yangına giren, depremde enkaza koşan, selde mahsur kalan vatandaşı kurtaran, trafik kazalarında yaşam mücadelesi veren itfaiyeciler, aslında ülkenin afet güvenliğinin en önemli unsurlarından biridir.

Bu nedenle benim önerim nettir.

Türkiye'deki itfaiye teşkilatları belediyelere bağlı müdürlük statüsünden çıkarılarak İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulacak ayrı bir "İtfaiye Genel Müdürlüğü" çatısı altında yeniden yapılandırılmalıdır.

Nasıl ki Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve AFAD belirli bir kurumsal sistem içerisinde faaliyet gösteriyorsa, itfaiye teşkilatı da ülke genelinde tek merkezden planlanan, ortak standartlarla yönetilen güçlü bir yapıya kavuşmalıdır.

Böyle bir model sayesinde personel alımları ortak kriterlerle yapılabilir, eğitimler standart hale getirilebilir, araç ve ekipman eksiklikleri merkezi planlamayla giderilebilir, teknolojik gelişmeler bütün teşkilata aynı anda ulaştırılabilir ve afetlere müdahale kapasitesi şehirler arasında büyük farklılıklar göstermeden güçlendirilebilir.

Ben itfaiyecileri "afetlerin görünmeyen kahramanları" olarak görüyorum; bence onlar Doğa Komandoları....

Çünkü onlar yalnızca yangın söndürmüyor; depremde enkaza giriyor, sel sularına atlıyor, trafik kazalarında hayat kurtarıyor, boğulma vakalarında zamana karşı yarışıyor. Görevleri, sadece alevlerle mücadele etmek değil; doğayı ve insan hayatını korumaktır.

Bugün ülkemizin birçok ilinde ve ilçesinde itfaiye teşkilatları büyük özveriyle görev yapıyor. Ancak en güçlü teşkilatların bile personel, araç, ekipman ve eğitim konusunda eksikleri bulunduğu bilinen bir gerçek. Bu eksiklerin giderilmesi, yalnızca belediyelerin imkânlarına bırakılmayacak kadar önemli bir konudur.

Artık afetlerden sonra "Nerede eksik yaptık?" sorusunu sormak yerine, afetler yaşanmadan önce güçlü bir sistem kurmanın zamanı gelmiştir.

Çünkü güçlü bir itfaiye teşkilatı sadece yangın söndürmez.

Canı korur… Doğayı korur… Geleceği korur…

Ben inanıyorum ki, ülkemizi her alanda koruyan İçişleri Bakanlığı'nın kahramanları arasında, günün birinde itfaiyecilerimizi de hak ettikleri kurumsal yapı içerisinde göreceğiz. Bunun hem vatandaşın güvenliği hem de afetlerle mücadelede Türkiye'nin geleceği adına önemli bir adım olacağına inanıyorum.

Mehmet Emin DANIŞ

#MehmetEminDanış #KöşeYazısı #İtfaiye #İçişleriBakanlığı #AfetYönetimi #Adıyaman #Sincik #OrmanYangını #AFAD #YangınlaMücadele #Belediyeler #KamuYönetimi #Türkiye