Bugün dünya düzeni; Hukukla değil, Meşruiyetle değil, Ahlakla hiç değil, çıplak güç, fiili sonuç ve caydırıcılık üzerinden şekillenmektedir.

GÜÇLÜLER DÜNYASI VE GÜÇ PAYLAŞIMI, ÜLKELERİN HAYATTA KALMA DOKTRİNİN DE YENİ JEOPOLİTİK DENGE 10

Dünya hukuksuz bir güç mücadelesine doğru giderken olası sonuçlar ve küresel etkilerini beraberinde getireceğidir. Bu süreç ise ‘’HUKUKTAN GÜCE GÜÇLÜLER DÜNYASI VE KAOSUN YENİ MİMARİSİ’’ oluşmasıdır.

Maduro’nun kaçırılması ekseninde hukuksuz güç mücadelesinin küresel sonuçları, artık kurallara göre değil güç eksenli güç dünyası ile oluşmaktadır.

Uluslararası sistem, geri dönülmez biçimde hukuk sonrası bir döneme girmiştir. Bu yeni dönemde normlar, sözleşmeler, uluslararası mahkemeler ve “insan hakları” barış, demokrasi söylemi; yalnızca güçlülerin işine geldiği sürece vardır. Gelmediği noktada ise askıya alınır, yok sayılır ya da fiilen ezilir.

Bugün dünya düzeni; Hukukla değil, Meşruiyetle değil, Ahlakla hiç değil, çıplak güç, fiili sonuç ve caydırıcılık üzerinden şekillenmektedir.

Bu dönüşümün en net ve sarsıcı örneklerinden biri, bir devlet başkanının fiilen kaçırılması ya da zorla devre dışı bırakılması senaryosudur. Maduro örneği, artık hiçbir liderin “dokunulmaz” olmadığını ilan eden bir kırılma noktasıdır.

Bu durum ülkelerin Egemenlik ve Hukukun geri çekildiği bir dünya demektir. 21. Yüzyılın ikinci çeyreğine girerken uluslararası sistem, kurallara dayalı düzenden güç merkezli bir düzene doğru hızla evrilmektedir.

Birleşmiş Milletler, uluslararası hukuk, antlaşmalar ve normlar giderek işlevsizleşirken; askeri, ekonomik, teknolojik ve hibrit güç unsurları devlet davranışlarını belirleyen ana faktörler haline gelmiştir. Bu süreç, dünyayı hukukun değil gücün konuştuğu bir döneme sürüklemektedir.

Uluslararası hukukun aşınması, Soğuk Savaş sonrası dönemde “uluslararası hukuk” ve “çok taraflılık” söylemleri ön plandaydı. Ancak günümüzde; devlet egemenliği açıkça ihlal ediliyor, işgaller ve vekâlet savaşları meşrulaştırılıyor, insan hakları seçici biçimde kullanılıyor.

Güçlü devletler için hukuk bir araç, zayıf devletler için ise bir beklenti haline gelmiştir. Bu durum, hukukun evrensel değil asimetrik uygulandığı bir sistem yaratmaktadır.

Güç merkezli yeni dünya düzeni yeni küresel düzende;

Askeri güç: Caydırıcılıktan fiili kullanıma evriliyor.

Ekonomik güç: Yaptırımlar, enerji silahı ve borçlandırma ile kullanılıyor.

Teknolojik güç: Yapay zekâ, siber saldırılar ve veri hâkimiyeti üzerinden şekilleniyor.

Algı ve bilgi savaşı: Medya, sosyal ağlar ve psikolojik harp ile yürütülüyor.

Bu yapı, klasik savaş ve barış ayrımını ortadan kaldırarak sürekli kriz hali yaratıyor.

Devletler yapıları açısından olası sonuçlar farklı güç eksenlerini ortaya çıkarmaktadır. Orta ve zayıf devletler için egemenlik kaybı riski artar, vekâlet savaşlarının sahası haline gelirler, iç istikrarsızlık ve parçalanma tehdidi büyür ve güçlüler kazanır.

Büyük Güçler güçle kazandıkları durumu, kısa vadede alan kazanırlar, uzun vadede sürdürülemez maliyetler ve çatışma yorgunluğu yaşarlar, kontrol edilemeyen krizlerle karşı karşıya kalırlar. Güçle kurulan düzen, istikrar değil kaos üretir.

Küresel güvenlik mimarisinin çöküşü ile NATO, BM, AB gibi yapılar, karar almakta zorlanır, krizlere geç ve etkisiz tepki verir, büyük güçlerin vetosu ile süreçler tıkanır.

Bu durum devletleri kendi güvenliğini tek başına sağlama refleksine itiyor. Silahlanma yarışı, nükleer caydırıcılığın yeniden yükselişi ve bölgesel savaşları beraberinde getirme risklerini ortaya çıkaracaktır.

Toplumlar üzerindeki etkiler giderek toplumları etkilemeye başlar ve mülteci krizleri kalıcı hale gelirken, gıda ve enerji güvenliği bozulur, ekonomik eşitsizlik derinleşir, demokratik değerler geri çekilir. Hukuksuz güç mücadelesi yalnızca devletleri değil, doğrudan toplumları hedef alır.

Stratejik ülkeler konumuna sahip olan devletler için bu yeni düzen, jeopolitik merkez yapıları nedeniyle daha çok hedef ülke konumuna gelmelerine neden olacaktır.

Baskı, kuşatma ve vekâlet çatışmalarına karşı koymak için ,çok yönlü diplomasi, denge politikası ve bölgesel güç olma imkânı, güçlü devlet aklı, bağımsız savunma kapasitesi, hukuk–güç dengesini kurabilen stratejik vizyon ile mümkündür.

Güçle kurulan dünya, güvensiz bir dünyadır. Dünya hukuksuz bir güç mücadelesine sürüklenirken kazananlar geçici, kaybedenler kalıcı olacaktır.
Tarih göstermiştir ki: hukukun olmadığı yerde istikrar olmaz, gücün sınırı yoksa savaş kaçınılmazdır. Adalet olmadan barış sürdürülemez.

Önümüzdeki dönem, ya yeni bir küresel mutabakatın doğuşuna ya da kontrolsüz bir küresel kaosa sahne olacaktır. İnsanlık, bu iki yol arasında kritik bir eşiktedir

ABD, Çin, Rusya güç paylaşımı değişkenlikleri yeni politikalarını ortaya çıkarmaya başlayacaktır.

ABD, Küresel müdahale ve çökertme gücünü kendisine hak olarak görecektir. ABD artık düzen kurucu değil, düzen bozarak yöneten bir güçtür. Askerî alanda küresel üs ağı, deniz hâkimiyeti, hava, uzay gücü ile, ekonomik alanda Dolar, yaptırım mekanizmaları, finansal boğma stratejileri ile siyasal alanda rejim değişikliği, lider tasfiyesi, iç karışıklık üretimi ABD’nin stratejisi toprak kazanmak değil; rakiplerin nefesini kesmektir.

Çin, sessiz kuşatma ve ekonomik hegemonya stratejilerinde sahaya güç dengesini yeni yapılarını ortaya koymak zorunda kaşacaktır. Bu durum şimdiye kadar yumuşak güç doktrini uygulayan Çin ihtiyaç duyduğu gereksinimlerini güçlülerin ele geçirmesine karşı anlaşma zemini bulamaz ise çıkış yolu olarak güçle cevap vermesi gereceğini görmesi gerektiğidir.

Çin savaşmadan fetheden bir model inşa etmektedir. Kuşak–Yol: Limanlar, altyapı, borçlandırma, teknoloji, veri, yapay zekâ, üretim zinciri hâkimiyeti, Stratejik olarak zaman kazanmak, ABD’yi yıpratmak Çin’in hedefi hızlı zafer değil, kaçınılmaz üstünlüktür.

Rusya sert güç ve kaos üretimi ile Rusya düzen kuramaz ama düzeni bozar. Askerî güç ile tehditlere karşı yakın çevrede sert müdahale stratejisini uygulamaktan geri kalmadığı, enerjide gaz ve petrol üzerinden siyasi baskılama ile istediklerini elde etme, Hibrit Savaş, Siber, propaganda, istikrarsızlaştırmaktır. Rusya sistemi kırmak, pazarlık alanı yaratmak üzerine kurludur.

Dünyanın bugün geldiği düzen “Güçlü isterse yapar” doktrininin resmileşmesidir. Bu noktadan sonra verilen mesaj nettir:

“Hiçbir lider, hiçbir devlet, hiçbir rejim gücümüzün dışında değildir.”
Güçlüler dünyası yeni düzenin gerçek sahipleri olarak yalnız kendilerini görmeleridir.

Bugün dünya üç kategoriye ayrılmıştır.
Güç Üretenler
ABD, Çin, Rusya ve sınırlı sayıda küresel/yarı-küresel aktör. Hukuku yazar ama kendisi uymaz. Müdahale eder, hesap vermez. Yaptırım uygular, karşılığını tanımaz yapıdaki güç merkezleridir.

Alan Devletler
Enerji, coğrafya, nüfus ya da kriz üreten ama karar veremeyen ülkeler. Savaş sahasıdır. Pazarlık konusudur. Vekâlet alanıdır

Tasfiye Edilenler
Direnir ama gücü yoktur. Liderleri devrilir. Rejimleri parçalanır. Haritaları yeniden çizilir.

Uluslararası hukuk sistemi sadece bir görsel kelime anlamına gelmiştir. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve benzeri yapılar artık işlevlerini yerine getiremez hale gelmişlerdir.
Güçlüleri yargılamaz, zayıfları disipline eder, seçici adalet uygular yapıya baskılar gelmiş ve Hukuk, silahın diplomatik kılıfı haline gelmiştir. Güçlü devlet önce sahada fiili durumu yaratır, sonra hukuk üretir olmuştur.

Ülkelerden bu duruma karşı hamle yapanlara karşı;
Yaptırım,
Ambargo,
İç karışıklık,
Darbe,
Lider tasfiyesi devreye girdiği süreçler uygulanmaya başlamıştır.
Bu durum hukuksuz güç mücadelesini ortaya çıkarırken kaçınılmaz sonuçlarıda beraberinde getirmektedir.
Küresel Güvensizlik;
Hiçbir devlet güvende değildir. Antlaşmalar geçici, ittifaklar çıkar odaklıdır.
Silahlanma ve Nükleer Eşik
Devletler şu sonuca varmıştır:
“Hukuk korumuyorsa, yalnızca güç korur.”
Bu da nükleer ve asimetrik silahlanmayı hızlandırır.
Sürekli Savaş Hali
Artık savaş ilan edilmez.
Siber saldırı
Ekonomik çökertme
İç isyan
Suikast
Lider kaçırma
Hepsi savaşın parçasıdır.

Devletler ve toplumlar üzerinde yıkıcı etki yaratacak yeni düzen mülteci dalgalarını kalıcılaştırır, devletleri otoriterleştirir, ekonomileri kırılgan hale getirir, toplumları yoksullaştırır. Hukuksuz güç mücadelesinin bedelini halklar öder, kazancı ise sınırlı bir küresel elit paylaşır.

Bu düzende barış değil denge, adalet değil caydırıcılık, hukuk değil güç kapasitesi belirleyici olacaktır.
Tarih bir kez daha şunu ispatlamaktadır:
Güçlü olmayanın haklı olma şansı yoktur.

Mehmet BOZKUŞ
Stratejist-Siyaset Bilimci