Yazarımız bugünkü yazısında, Atatürk’ün ulus devlet anlayışını, yurtta sulh ilkesini, karma ekonomiyi ve grev-lokavt yasağını tarihsel açıdan ele alıyor.
Yüce kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk, kurmuş olduğu devletin yönetim biçimini Cumhuriyet olarak belirledikten sonra, diğer beş ilkeyle birlikte toplam altı ilkeyi esas almıştır. Bu ilkeler incelendiğinde, ulus devlet yapısını karma ekonomik yapının üzerine ikame ettiğini çok açık biçimde görmemek mümkün değildir.
Atatürk, ekonomiyi ulus devlet yapısıyla uyumlu ve planlı bir biçimde şekillendirirken tam bağımsız ve egemen bir devlet olmayı hedeflemiştir. Yurtta sulhun tesisi için gerekli idari altyapıyı oluşturma çalışmalarını da adım adım hayata geçirmiştir. Bunu hem konuşmalarında hem uygulamalarında hem de çıkardığı kanunlarda açıkça görmek mümkündür.
Bu girizgâhtan sonra sizlere, “Bir ülkede işçilerin grev haklarının ve işverenlerin lokavt haklarının yasaklanması mümkün müdür?” diye sorsam, kuşkusuz hepiniz kesinlikle “Hayır!” dersiniz.
Bu minvalde, Atatürk’ün ulus devlet yapısına ve “Yurtta sulh” söylemine birlikte bakalım.
Ulus devlet yapısı; üzerinde yaşadığımız bu toprakları vatan kabul eden bütün halk katmanlarını birleştirmek, aralarındaki etnik, dinî ve sınıfsal farklılıkların öne çıkarılmasını önlemek ve tüm halk kesimlerinin mutlu, huzurlu ve güvenli bir devlet çatısı altında eşit koşullarda, barış içinde yaşayabilmelerini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Atatürk’ün bu ulus devlet yapısını kurma çalışmalarını başarıyla gerçekleştirdiğini biliyoruz.
Toplumun sosyal yapısının gelişmesi, ortak kültürün güçlenmesi, eğitimin yaygınlaşması ve sağlıklı yaşam koşullarının eşitliği, elbette yurttaşların maddi gelirleriyle doğrudan ilgilidir. Maddi gelirler arasındaki farkların çok fazla olması, eşitliği bozan, huzursuzluğu ve geçimsizliği artıran etkenlerin başında gelir.
Bu durumu çok güzel ifade eden, atalarımızdan kalan şu özlü sözü anımsamadan edemiyoruz:
“Birisi yer, birisi bakar; kıyamet ondan kopar.”
Maddi koşulları birbirinden çok farklı olan bir toplumda sosyal gelişmişlikten, ortak kültürden ve eğitimde eşitlikten söz edilebilir mi?
Bunun yanında Atatürk, toplumdaki iç barışı zedeleyebilecek dinî ayrılıkların öne çıkarılmasını önlemek amacıyla laiklik ilkesini kanunlarla güvence altına almıştır. Sınıflar arasındaki, yani burjuvazi ile emekçiler arasındaki ayrılıkların ve olası çatışmaların, kargaşanın önüne geçmek için de 1935 yılı Mayıs ayında yapılan CHP’nin 4. Kongresi’nde, partinin genel sekreteri Recep Peker’e okuttuğu, partinin prensiplerini ve programına esas teşkil eden görüşlerini açıklayan metinde şu ifadeler yer almıştır:
“Liberal devlet tipinin kucağında beslenip büyüyen çatışmalar zincirini kırıyor, sınıf kavgasının yollarını sımsıkı kapıyoruz. Türkiye’de işverenle işçiler arasındaki davalar, aralarında uyuşma olmazsa devletin aralayıp barıştırıcı eliyle halledilecektir. Grev ile lokavt yasak olacaktır.
Biz, burjuva-proletarya sınıflamaları içinde yaratılan sınıf kavgasına, sınıf intikamına, sınıf baskısına ve zorbalığına yer vermediğimiz kadar, kontrolsüz geniş üretime ve tüketicilerin mağdur edilmesine de karşıyız. Türkiye’de her ekonomik teşebbüs, ulusal bütünlüğün düzenine uygun olacaktır.”
Bu ifadeler doğrultusunda, grev ve lokavtın 1936 yılında çıkarılan kanunla yasaklandığını biliyor muyuz?
SONUÇ
Sonuç olarak, ortak vatan toprakları üzerinde yaşayan halkın birlikte kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, farklı toplumsal kesimlerin barış içinde yaşayabilmesinin temel unsurlarından biri; sınıf kavgasının, sınıf intikamının, sınıf baskısının ve zorbalığının ortadan kaldırılmasıdır.
Bu amaç doğrultusunda grev ve lokavt haklarının yasaklandığı gerçeğinin, Atatürkçüler tarafından bilinmesi ve özümsenmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.
Bu görüşlerimi ve tarihsel dayanaklarını siz değerli okuyuculara belgeleriyle arz ederim.

Next