Bugün Adıyaman’da en tehlikeli şey, yoksulluk ya da yıkım değil; alıştırılmak ve sıradanlaştırılmaktır.
Yürekleri yakan 6 Şubat depremlerinin üzerinden 1.094 gün geçti. Takvimler, “üç yılı geçti” dese de Adıyaman’da hiçbir şey ilerlemiyor. Çünkü acılar günlerin geçmesiyle değil, yaraların sarılmasıyla anlam kazanır. Bugün Adıyaman’da acılar hâlâ taze, yokluklar hâlâ derin ve beklenti hâlâ cevapsız.
Resmî açıklamalar depremin 11 ili etkilediğini söylese de gerçeği yaşayanlar bilir: Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya ve Gaziantep’in Nurdağı ile İslahiye ilçeleri, bu felaketi yalnızca hissetmedi; depremle birlikte toprağın altına gömüldü. Şehirler yıkıldı, hayatlar yarım kaldı, hafızalar enkaz altında kaldı.
Devletin, Adıyaman’da kısa sürede 41.232 konut ve köy evi ile 1.767 ticari iş yeri inşa etmesi, inkar edilemez büyüklükte bir başarıdır. Bu ölçekte bir organizasyon, güçlü bir irade ve ciddi bir kaynak yönetimi gerektirir. Emeği geçen herkese şükran borçluyuz.
Ne yazık ki aynı ciddiyet ve hız, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sorumluluğundaki kültür varlıklarımızda gösterilmedi.
Depremde yıkılan Ulu Cami, Kap Cami, Yenipınar Cami, Eskisaray Cami, Çarşı Cami, Musalla Cami, İmamağa Cami ve Yeşil Cami, Vakıflar Genel Müdürlüğü denetiminde olmasına rağmen maalesef üç yıldır ibadete kapalı. Bu camiler yalnızca beton ve taş değildir; bu şehrin tarihi, hafızası, kimliği ve manevî dayanağıydı.
Daha da düşündürücü olan şu ki: Depremden aynı şekilde etkilenen diğer illerde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın cami ve kültür merkezi projeleri hızla ilerlerken, Adıyaman’da camiler reklam brandaları ile kapatılıp yapımına başlanması bekleniyor. Bu durum ister istemez akıllara şu klasik soruyu getiriyor: Adıyaman neden hep sahipsiz bırakılıyor?
Üzülerek belirtiyorum ki Adıyaman’da deprem sonrası, Ramazan ayında ibadete açılacak tek yeni cami, Giresunlu bir hayırsever ailenin kendi imkânlarıyla yaptırdığı camidir.
Aynı kaderi paylaşan bir diğer yapı ise tüm Adıyamanlıların hafızasında yer edinen Cumhuriyet İlkokulu’dur. Adıyaman’ın ilk eğitim binası olan bu yapı da, deprem sonrası tek bir müdahale dahi görmeden kaderine terk edildi. Oysa bu bina sadece bir okul değil, şehrin eğitim hayatında mihenk taşıdır.
2024’te 395 milyon TL bütçeyle yatırım programına alınan, 10 bin metrekare kapalı alana sahip olması planlanan ve 2026’da tamamlanacağı açıklanan Adıyaman Kültür Merkezi ise belirsizlik içinde. Ortada ne net bir takvim var ne de somut bir ilerleme. Kültür, bir şehir için lüks değil; iyileşmenin ve yarınlara umutla bakmanın temelidir.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a buradan açık bir çağrı yapmak gerekiyor:
“Depremle yerle bir olmuş bu şehre sahip çıkın. Camilerimizin, Cumhuriyet İlkokulu’nun ve Kültür Merkezimizin tamamlanması için kararlı bir irade ortaya koyun.”
Bugün Adıyaman’da en tehlikeli şey, yoksulluk ya da yıkım değil; alıştırılmak ve sıradanlaştırılmaktır. Yazın toza, kışın çamura, çukura razı olan ve sıradanlaştırılan bir şehir var karşımızda.
Maalesef vatandaşın, seçilmişlerin, atanmışların, sivil toplum kuruluşlarının kısaca herkesin heybesinde farklı gündemler var.
Ve en acısı şu: Toplum tepki vermeyi bile unutmuş durumda!
Oysa hakikat açıktır:
“Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe, Allah onlarda bulunanı değiştirmez.“ (Ra’d Suresi, 11. Ayet)
Kimse kusura bakmasın;
ADIYAMAN’IN BEKLEDİĞİ ŞEY LÜTUF DEĞİL; ADALET, EŞİTLİK VE SORUMLULUKTUR.
Muzaffer Akif BEYAZ