Bir gün bir sivil toplum kuruluşunun adını taşırlar, ertesi gün bir siyasi partinin gölgesinde görünürler.

Bazı açlıklar vardır; ekmekle, aşla, sofrayla doymaz.
Ne yeseniz doymayan, ne kazansanız yetmeyen bir boşluk gibi insanın içinde büyür. Buna duygusal açlık denir. Fakat bu açlık mideyle değil, kişilikle ilgilidir.

Günümüzde bu açlığın en görünür hâli; bazı insanların kendilerini olduğundan büyük, etkili ve “önemli” göstermek için etiketlere sarılmasıdır. Bir gün bir sivil toplum kuruluşunun adını taşırlar, ertesi gün bir siyasi partinin gölgesinde görünürler. Aslında ne STK’nın derdiyle dertlenirler ne de siyasetin yükünü taşımaya niyetleri vardır. Onların derdi başka: kendilerini bir yere ait göstererek var olduklarını hissetmek.

Bu insanlar çoğu zaman konuşurken yüksekten bakar, cümlelerini “biz” diye kurar ama sorumluluk gerektiğinde ortadan kaybolurlar. Çünkü amaçları mücadele değil, görüntüdür. Fotoğrafta yer almak, masada görünmek, etiketlenmek… Hepsi aynı boşluğu doldurma çabasının parçalarıdır.

Asıl mesele şudur:
Gerçekten güçlü insanlar etiket aramaz.
Gerçekten kişilikli insanlar kalabalıkların arkasına saklanmaz.
Gerçekten değer üretenler, kendilerini sürekli anlatma ihtiyacı duymaz.

Ama içi boş olan, içini doldurmak için dışarıdan tabela arar.
Bugün bir derneğin adını kullanır, yarın bir partinin rozetini…
Çünkü kendi başına ayakta duracak bir fikri, bir emeği, bir ahlaki ağırlığı yoktur.

Toplumun en büyük yanılgısı da burada başlar:
Etiketi olanı değerli sanmak.

Oysa etiketler geçicidir, karakter kalıcıdır.
Koltuklar değişir, tabelalar iner, rozetler çıkarılır…
Geriye sadece insanın kim olduğu kalır.

Ve günün sonunda herkes şunu görür:
Duygusal açlıkla beslenen egolar, en küçük rüzgârda savrulur.
Çünkü içi dolu olmayan hiçbir şey uzun süre ayakta kalamaz.

Mehmet Emin Danış