… bugün gençleri ve toplumu siyasetten uzaklaştıran her yaklaşım, yarının siyasetinde ihtiyaç duyacağımız insan kaynağını da tüketmektedir.
Son günlerde siyaset ve siyasetçiye duyulan güvenin giderek zayıfladığı bir dönemden geçiyoruz. Toplumun farklı kesimlerinde siyasete karşı oluşan mesafe, yalnızca siyasetçilerin değil, siyasetin kendisinin de sorgulanmasına neden oluyor. Böyle bir dönemde “İyi bir siyasetçi nasıl olmalıdır?” sorusunu yeniden sormamız ve bu soruya samimiyetle cevap aramamız gerektiğine inanıyorum.
İyi bir siyasetçi, her şeyden önce toplumun her kesimine karşı dürüst, adil ve şeffaf olmalıdır. Kendisine oy veren veya vermeyen ayrımı yapmadan bütün vatandaşların temsilcisi olduğunu bilmeli; makamını ve sahip olduğu siyasi gücü kişisel çıkarlarının üzerinde tutmalıdır. Halkın sorunlarını yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan değil, seçimden seçime değil, her gün sahada olan ve vatandaşın yanında duran bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır.
Siyasetçinin en önemli görevlerinden biri de toplumun farklı kesimleri arasında köprü kurabilmektir. Siyaset ayrıştıran değil, birleştiren bir dil üzerine kurulmalıdır. Farklı düşüncelere sahip insanları karşı karşıya getirmek yerine ortak değerler ve ortak sorunlar üzerinden toplumu bir araya getirebilen siyasetçiler, toplumda gerçek anlamda karşılık bulabilirler. Çünkü siyaset, yalnızca kendisiyle aynı düşünenleri memnun etme sanatı değil; farklılıkları bir arada yaşatabilme ve ortak bir gelecek inşa edebilme sorumluluğudur.
Bugün siyasette güvenin azalmasının en önemli nedenlerinden biri, halkın içinden gelen bazı siyasetçilerin seçildikten sonra geldikleri yeri ve kendilerini o makama taşıyan insanları unutmasıdır. Seçim döneminde vatandaşın kapısını çalan, sorunlarını dinleyen ve çeşitli vaatlerde bulunan siyasetçinin, seçildikten sonra aynı vatandaşın taleplerine kulaklarını kapatması doğal olarak güven kaybına yol açmaktadır. Seçmen, kendisine verilen sözlerin yerine getirilmesini; sorunlarının dinlenmesini ve temsil edildiğini hissetmeyi istemektedir.
Bir siyasetçinin yalnızca belirli bir kesimin sesine kulak vermesi, toplumun geri kalanını görmezden gelmesi ve kendisini desteklemeyen vatandaşları yok sayması, demokratik temsil anlayışıyla bağdaşmaz. Seçim sandığından çıkan sonuç, siyasetçiye yalnızca kendisine oy verenlerin değil, o bölgede yaşayan herkesin sorunlarıyla ilgilenme sorumluluğu yükler. Bu nedenle siyasetçi, seçildikten sonra parti kimliğinin ve siyasi hesapların ötesine geçerek kendisini temsil ettiği toplumun tamamına karşı sorumlu olduğunu unutmamalıdır.
Sahada olmayan, vatandaşın gündelik hayatını görmeyen ve toplumun gerçek sorunlarını okuyamayan bir siyasetçinin uzun vadede başarılı olması mümkün değildir. Halkın ekonomik sıkıntısını, gençlerin gelecek kaygısını, iş arayan insanların beklentilerini, eğitim ve istihdam sorunlarını yerinde görmeyen bir siyaset anlayışı, toplumdan giderek uzaklaşmaya mahkûmdur. Siyasetçinin masa başında değil, sahada güçlenmesi gerekir. Çünkü halkın sesini duymadan halk adına siyaset yapmak mümkün değildir.
Özellikle gençlerin siyasette daha fazla yer alması ve karar alma mekanizmalarında kendilerine alan bulması büyük önem taşımaktadır. Gençleri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamak, onları geleceğin seçmeni olarak görmek yerine bugünün siyasetinin aktif bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. Gençlerin fikirlerine, enerjisine ve farklı bakış açılarına alan açılmadığı takdirde, gelecekte toplumu temsil edecek insan kaynağının da giderek zayıflaması kaçınılmazdır. Gençleri siyasetin dışında bırakan bir anlayış, aslında kendi geleceğini de tüketmektedir.
Bunun yanında iyi bir siyasetçinin en önemli özelliklerinden biri verdiği sözün arkasında durmasıdır. Her verilen sözün yerine getirilemediği durumlar elbette olabilir; ancak vatandaş, kendisine karşı açık ve dürüst bir yaklaşım sergilenmesini bekler. Yapılamayan bir işin gerekçesini anlatabilmek, verilen bir sözden vazgeçildiğinde bunu toplumla paylaşabilmek de siyasette güvenin önemli unsurlarındandır. Şeffaflık yalnızca başarıları anlatmak değil, başarısızlıkları ve eksiklikleri de toplumla paylaşabilmektir.
Siyasette güven bir günde kaybedilmediği gibi bir günde de yeniden kazanılamaz. Güven; samimiyet, tutarlılık, şeffaflık, adalet ve sürekli iletişimle yeniden inşa edilir. Vatandaşın kapısını yalnızca seçim zamanı çalan değil, seçimden sonra da aynı samimiyetle halkın yanında olan siyasetçiye duyulan güven elbette daha güçlü olacaktır.
Sonuç olarak, seçilen siyasetçiler görev yaptıkları bölgelerde halkın sesine kulak vermiyor, insanların sorunlarını kendilerine dert edinmiyor, gençleri ve toplumun farklı kesimlerini siyasetin dışında bırakıyor ve verdikleri sözlerin arkasında durmuyorlarsa, bunun yalnızca bugünün siyaseti açısından değil, geleceğin siyaseti açısından da ciddi sonuçları olacaktır. Çünkü bugün gençleri ve toplumu siyasetten uzaklaştıran her yaklaşım, yarının siyasetinde ihtiyaç duyacağımız insan kaynağını da tüketmektedir.
Artık siyasetin yeniden güven veren, umut oluşturan ve insanları ortak bir gelecek etrafında buluşturan bir anlayışa ihtiyacı var. İyi siyasetçi; makamıyla değil, halkla kurduğu bağla, verdiği sözlerle, tuttuğu sözlerle ve toplumun tamamına karşı gösterdiği sorumlulukla kendisini ortaya koymalıdır. Siyasetin gerçek gücü, sahip olunan makamdan değil, halkın gönlünde ve güveninde karşılık bulabilmekten geçer.
Vesselam.
Haluk ERDOĞAN
Next