Yıkılmış bir şehirde, bağırarak siyaset yapılabileceğini sananlar, aslında en büyük zararı yine bu kente veriyor. Adıyaman’da Siyasetin Çamura Saplandığı Yer!..
Adıyaman bugün yalnızca bir kentin değil, siyaset anlayışının da enkazını yaşıyor. Depremin üzerinden zaman geçti ama bazıları hâlâ bu gerçeği görmezden gelmeyi tercih ediyor. Yıkılmış bir şehirde, bağırarak siyaset yapılabileceğini sananlar, aslında en büyük zararı yine bu kente veriyor.
Son günlerde tanık olduğumuz tablo kaygı verici. Dün ortada olmayanlar, bugün yüksek sesle konuşarak sorumluluktan kurtulabileceklerini zannediyor. Oysa mesele ses yükseltmek değil; yetkiyi, sorumluluğu ve öncelikleri bilmektir.
Bir kentin kaderi asfaltla değil, altyapıyla belirlenir. Altyapısı olmayan yollara asfalt dökmek, sorunu çözmez; sadece üzerini örter. Adıyaman bunu daha önce yaşadı. Bu kentin altyapısının büyük bölümünü rahmetli Mehmet Erdem yaptı. Bedeli ağır oldu; ikinci dönem seçilemedi. Sonrasında gelenler, asfaltla vitrin oluşturdu. Deprem ise gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koydu: Altyapı yoksa, şehir ayakta kalmaz.
Deprem sonrası en ağır hasar altyapıda yaşandı. Buna rağmen sürecin siyasi çekişmelere kurban edilmesi kabul edilemez. Belediyenin siyasi kimliği üzerinden hizmetin yavaşlatılması, “bizden değilsen yapamayız” anlayışının hâlâ diri olduğunu gösteriyor. Bu anlayışın bedelini siyasetçiler değil, Adıyaman halkı ödüyor.
Eleştiri demokrasinin vazgeçilmezidir. Ancak eleştiri, çamur atarak değil; çözüm önererek yapılır. Kentin yaralarını sarmak yerine siyasi rant peşinde koşanlar, bugün yüksek sesle konuşabilir. Ama tarih, sesi çok çıkanları değil; sorumluluk alanları yazar.
Adıyaman’ın ihtiyacı bağıran siyasetçiler değil, işini bilen yöneticilerdir. Bu kent, siyasetin gölgesinde değil; aklın, vicdanın ve ortak iradenin ışığında ayağa kalkabilir.
Unutulmamalıdır ki: Elin atına binen, çabuk iner.
Celil KOCATAŞ