Besni'de Traktör Şarampole Yuvarlandı: 1 Ölü
Besni'de Traktör Şarampole Yuvarlandı: 1 Ölü
İçeriği Görüntüle
BESNİ GÜNCEL - Anahtar Parti Besni İlçe Başkanı Ahmet Tevfik Dayan, Türkiye’de tarımsal üretimin karşı karşıya olduğu borçluluk, yüksek girdi maliyetleri ve ürün fiyatlarındaki belirsizliğe ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Dayan, çiftçilerin bankalara olan tarımsal kredi borcunun Haziran 2026 itibarıyla 1 trilyon 459 milyar TL’ye yükseldiğini belirterek, tarımsal desteklerdeki artışın üreticinin borçlanma hızının gerisinde kaldığını savundu.

Çiftçinin üretim yapabilmek için borçlanmak zorunda kaldığını ifade eden Dayan, “Çiftçi perişan. Hem de üretmediği için değil, üreterek perişan. Toprağını ekmek için borçlanıyor, ürününü sattığında borcunu kapatamıyor ve yeni sezon için yeniden bankanın kapısını çalıyor” dedi.

“ÇİFTÇİNİN BORCU 275 KAT, DESTEKLER 54 KAT ARTTI”

Dayan, 2004 yılında çiftçilerin bankalara olan tarımsal kredi borcunun 5,3 milyar TL seviyesinde olduğunu, Haziran 2026 itibarıyla bu rakamın 1 trilyon 459 milyar TL’ye ulaştığını belirtti.

Aynı dönemde tarımsal desteklerin 3,1 milyar TL’den 167,6 milyar TL’ye yükseldiğini kaydeden Dayan, borç ve desteklerdeki artış oranları arasında ciddi fark bulunduğunu söyledi.

Dayan, şu değerlendirmede bulundu:

“Rakamlar tarımdaki sorunun boyutunu tek başına anlatıyor. 2004’ten bugüne çiftçinin banka borcu yaklaşık 275 kat artarken tarımsal destekler yaklaşık 54 kat arttı. 2004 yılında çiftçinin banka borcu verilen desteğin 1,7 katıydı. Bugün bu oran 8,7 kata çıkmış durumda.

Bu tablo bize çiftçinin destekle değil, borçla üretmeye zorlandığını gösteriyor. Çiftçi perişan. Hem de üretmediği için değil, üreterek perişan.”

TAKİPTEKİ TARIM KREDİLERİ 25,5 MİLYAR TL’YE YÜKSELDİ

Takipteki tarım kredilerindeki artışa da dikkat çeken Dayan, söz konusu kredilerin bir yıl içerisinde 7,7 milyar TL’den 25,5 milyar TL’ye yükseldiğini belirtti.

Üreticinin traktörü, tarlası ve diğer varlıklarının borç baskısıyla karşı karşıya kaldığını savunan Dayan, tarımsal üretimin yüksek faizli krediler üzerinden sürdürülemeyeceğini ifade etti.

Dayan, “Çiftçi tarlasını sürmek için kredi kullanıyor, mazotu krediyle alıyor, gübreyi borçla alıyor, hasada kadar tekrar borçlanıyor. Ürününü sattığı zaman ise çoğu kez elinde yeni üretim dönemini finanse edecek para kalmıyor” dedi.

“Tarımın finansman modeli yüksek faizli kredi kullanmaya dayandırılamaz” diyen Dayan, çiftçinin faiz yükünün altında ezilmeden üretimini sürdürebilmesi gerektiğini söyledi.

“ÇİFTÇİ GİRDİ FİYATINI DA ÜRÜNÜNÜN FİYATINI DA BELİRLEYEMİYOR”

Mazot, gübre, tohum, fide, elektrik, sulama ve kredi faizlerinin maliyetini çiftçinin belirlemediğini belirten Dayan, üreticinin hasat döneminde ürününün satış fiyatı üzerinde de yeterli söz hakkına sahip olmadığını savundu.

Dayan, “Çiftçi üretimin başından sonuna kadar başkalarının belirlediği fiyatlarla karşı karşıya. Mazotu kaça alacağını belirleyemiyor, gübreyi belirleyemiyor, elektriği belirleyemiyor, kredi faizini belirleyemiyor. Hasat geliyor, bu defa ürettiği malın fiyatını da kendisi belirleyemiyor. Böyle bir denklemde çiftçinin kazanması mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

“ÜRETİM PLANLAMASI ÇİFTÇİYLE BİRLİKTE YAPILMALI”

Sözleşmeli tarım sisteminin üreticiyi daha güçlü koruyacak şekilde yeniden ele alınması gerektiğini belirten Dayan, çiftçi örgütlerinin fiyat ve üretim planlaması süreçlerinde daha etkin rol üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Dayan, üreticinin finansal gücü yüksek şirketler ve alıcılar karşısında yalnız bırakılmaması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“Masaya çiftçi yalnız oturuyor. Karşısında finansman gücü olan tüccar, sanayici veya şirket bulunuyor. Çiftçinin örgütü, hukuk desteği ve güçlü kamusal güvencesi aynı masada yoksa orada eşit bir sözleşmeden bahsedilemez.

Üretim planlaması çiftçi örgütleriyle birlikte yapılmalı. Stratejik ürünlerde üretim maliyetini gözeten taban fiyat ve gerektiğinde kamusal alım güvencesi oluşturulmalıdır.”

“ÜRÜN DALINDA KALIRKEN ÇİFTÇİNİN BORCU BÜYÜYOR”

Türkiye’nin farklı bölgelerinde üreticilerin yüksek maliyetler nedeniyle ürünlerini maliyetlerinin altında fiyatlarla satmak zorunda kaldığını belirten Dayan, şeftali, üzüm ve kayısı gibi ürünlerde yaşanan sorunlara dikkat çekti.

Bursa ve Mersin’de şeftali üreticilerinin maliyetleri ile gündeme gelen satış fiyatları arasındaki farkın üreticiyi zor durumda bıraktığını ifade eden Dayan, üreticinin ürünü toplasa da dalında bıraksa da zarar edebildiğini söyledi.

Dayan, “Bir meyve bahçesi bir yılda kurulmaz. Çiftçi fidanını dikiyor, yıllarca bakım yapıyor, ürün bekliyor. Hasat zamanı geldiğinde maliyetinin altında fiyatla karşılaşırsa yılların emeği bir anda yok oluyor. Üretim yapan insanın cezalandırıldığı bir tarım düzeni sürdürülemez” dedi.

MALATYA’DAKİ KAYISI ÜRETİCİLERİ İÇİN DESTEK ÇAĞRISI

Malatya’da yaşanan sağanak ve sel nedeniyle kayısı üreticilerinin karşı karşıya kaldığı zarara da değinen Dayan, açıklanan bilgilere göre 168 çiftçinin afetten etkilendiğini ve kurutulmak üzere serilen yüzlerce ton kayısının zarar gördüğünü belirtti.

Zarar tespitlerinin hızlı şekilde tamamlanması gerektiğini ifade eden Dayan, afet nedeniyle üretim kaybı yaşayan çiftçilerin doğrudan desteklenmesi çağrısında bulundu.

Dayan, “Afet yaşayan çiftçiye yalnızca faizli borç ertelemesi sunmak çözüm değildir. Üretici zaten borçlu. Kaybın doğrudan karşılanması, karşılıksız destek mekanizmalarının devreye alınması ve borçların faizsiz şekilde yeniden yapılandırılması gerekir” dedi.

KURU ÜZÜM ÜRETİCİSİ FİYAT BEKLİYOR

Çekirdeksiz kuru üzüm üreticilerinin yeni sezon öncesinde fiyat beklentisi içerisinde olduğunu belirten Dayan, üretim maliyetlerinin dikkate alınarak Toprak Mahsulleri Ofisinin piyasayı düzenleyici bir fiyat açıklaması gerektiğini savundu.

Dayan, üreticinin hasattan sonra fiyat açıklanmasını beklemesi halinde pazarlık gücünün zayıflayacağını belirterek kamu tarafından üreticinin desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

“Üreticinin maliyeti, emeği ve yaşamını sürdürebileceği gelir dikkate alınarak taban fiyat politikası oluşturulmalıdır” diyen Dayan, çiftçinin tüccarın karşısında yalnız bırakılmaması gerektiğini söyledi.

ZEYTİNYAĞINDA DIŞ TİCARET POLİTİKASINA ELEŞTİRİ

ABD’nin Türkiye’den ithal edilen zeytin ve zeytinyağına yüzde 12,5 oranında ek gümrük vergisi getirmesinin üretici ve ihracatçılar açısından yeni bir baskı oluşturduğunu belirten Dayan, Türkiye’nin kendi üreticisini koruyan bir dış ticaret politikası uygulaması gerektiğini ifade etti.

Dayan, Türkiye’nin tarımsal üretimini korumaması halinde dışa bağımlılığın artabileceğini savunarak, zeytinyağında markalaşma ve katma değerli ihracatın artırılması gerektiğini söyledi.

Ürünlerin düşük katma değerle dökme olarak ihraç edilmesi yerine üreticinin ihracat gelirinden daha yüksek pay almasını sağlayacak politikaların geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.

“BESNİ’DEKİ ÇİFTÇİNİN SORUNU TÜRKİYE’DEKİ ÇİFTÇİNİN SORUNUNDAN AYRI DEĞİL”

Türkiye genelindeki tarımsal sorunların Adıyaman ve Besni’deki üreticiler açısından da yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Dayan, sürdürülebilir üretimin kırsal nüfusun korunması açısından önem taşıdığını ifade etti.

Dayan, “Besni’deki üreticimizin derdi Türkiye’nin başka bir ilindeki çiftçinin derdinden farklı değildir. Girdi pahalı, finansman pahalı, üretici ürününün fiyatında yeterince söz sahibi değil. Gençlerin tarımdan uzaklaşmasının en önemli nedenlerinden biri de geleceğini tarımda görememesidir” dedi.

“TARIM BANKA KREDİLERİ VE İTHALATLA AYAKTA TUTULAMAZ”

Tarım sektörünün güçlü üretici örgütleri, yeterli destek, üretim planlaması, taban fiyat ve alım garantileriyle desteklenmesi gerektiğini belirten Dayan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Bu ülkenin çiftçisi yazın sıcağında, kışın soğuğunda çalışıyor. Toprağını ekiyor, risk alıyor, borçlanıyor ve soframızdaki ekmeği üretiyor. Buna rağmen üretici sürekli borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyorsa tarım politikasında ciddi bir sorun var demektir.

Tarım faizli banka kredileriyle ve sürekli ithalat kapısını açarak ayakta tutulamaz. Üretim planlamasını çiftçiyle birlikte yapacağız, girdileri makul seviyeye indireceğiz, üreticinin ürününü maliyetinin altında satmasını önleyeceğiz ve güçlü üretici örgütlerini yeniden sistemin merkezine koyacağız.

Çiftçiyi yaşatmadan tarımı, tarımı yaşatmadan da Türkiye’nin gıda güvenliğini koruyamayız.”

Kaynak: PERRE

Muhabir: Haber Merkezi