Evet, saygıdeğer okurlarım. Kabir azabını unutmayalım. Müslüm ve İbn-i Ömer’den rivayet edildiğine göre kafir ve münafık-ı da kabir alabildiğine sıkar ve kemikleri birbirine geçer, sonra da kabri bir Cehennem manzarasına döner. Evet, Müslüm ve Buhari’nin Hz. Ayişe validemizden rivayetlerinde Resul-i Ekrem (S.V.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur; “Kabir azabı haktır ve onlar kabirlerinde öyle azab olurlar ki hayvanlar onların azab seslerini duyar.”

Yine Buhari, Müslüm İbn-i Abbas’tan (R.A.) rivayetlerinde Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz iki mezara uğradı. “Şunlar, azab oluyorlar. Halbuki azab olmaları size göre büyük günahlardan sebep değildir. Bunlardan biri söz gezdirir, diğeri de bevlinden sakınmazdı” buyurmuştur.

Yine İbn-i Ebu Şeybe ve İbn-i Macenin Ebu Sait elhudriden rivayetlerinde Resul-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur; “Kafire mezarında 99 tane büyük yılan musallat olur. Kıyamete kadar onu sokar ve zehirler. Bunlardan bir tanesi dünyaya bir üflese, zehrinden orada bir yeşillik bitmez” buyurmuştur.

Yine hikaye edildiğine göre yolculuk halinde bulunan kafileden birisi ölür. Kendisi için bir mezar kazarlar. Fakat yılanlar çıkar ve böylece birkaç mezar yeri değiştirerek kazarlar. Yine yılanlar çıkar. Böylece ne yapacaklarını şaşırırlar. Olayı o zamanın alimi olan Süfyan-ı Sevri Hazretlerine sorarlar. O zad der ki; “Onu ilk kazdığınız mezara defnedin. Zira bütün dünyayı dolaşsanız aynı yılanlar karşınıza çıkacaktır. Çünkü bu adam koguculuk yapardı. Halbuki koguculuk yapanların mezarlarında yılanlarla azab olacaklarını biliyoruz.

Evet, Allah Zülcelal Hazretleri de Kuran-ı Kerim’in Alimran Suresi Ayet 180’de şöyle buyurmaktadır; “Allah’ın lütfünden kendilerine bahşettiği şeylerden cimrilik edenler sakın onu kendilerine hayırlı sanmasınlar. Hayır. O onlar için bir şerdir. Kıyamet gününde o esirgedikleri mallar boyunlarına dolanacaktır. Halbuki göklerin ve yerin mirası hep Allah’ındır ve Allah her ne yaparsanız haberdardır.”

Evet, saygıdeğer okurlarım. Göklerin ve yerin mirası elbetteki Allah-u Teala’nındır. Hepsi de onun mülküdür. Mahlukata verilen nasipler ise geçicidir. Hepsi de yok olur. Şu halde mülk kendininmiş gibi davranmak cimrilik etmek günahların en büyüklerindendir.

Evet, şurası da bir gerçektir ki ehlisünnete göre kabir azabı ruh ve bedenin her ikisine birden yapılacaktır. Adamın ateşte yanması, suda boğulması, yırtıcı hayvanların karnına girmesi gibi haller buna mani değildir. Evet, bu aklen mümkün olduğu gibi nakilde bu şekilde varid olmuştur. Evvela Allah Zülcelal Hazretlerinin her şeye Kadir olduğunu bilmek ve buna da böyle inanmak vaciptir. Şunu da iyi bilelim ki kabir azabı, biri daimi diğeri ise geçici olmak üzere ikiye ayrılır. Kafirler münafıklar ve bazı asilerin azabı daimidir. Yani ebedidir. Ancak müminlerden bazı kusur ve günah sahiplerinin azabı da muhakkaktır. Cezalarını çektikten sonra azabları kaldırılır veya artlarından yapılan hayır dualar verilen sadakalar azablarının kaldırılmasına vesile olur. Nitekim Müslim’in Ebu Hüreyre’den (R.A.) rivayetle Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur; “İnsan öldüğü vakit amel defteri dürülür ve artık sevap veya günahtan defterine bir şey yazılmaz. Ancak devamlı sadaka cami, köprü, yol, çeşme, hastane, ağaç ve meyve ağacı gibi devam eden hayır yahut faydalanılan bir ilim, bir kitap bırakmak, yazmak, oturup talebe yetiştirmek gibi veya kendisi için hayır dua edecek salih bir evlat bırakırsa öldükten sonra bunlardan istifade eder ve defterine devamlı sevap yazılır. Bu sayede kabir azabı kaldırılır.”

Evet, her ne kadar bazı hallerde bazı kimseler kabir azabından bir şeyler gösterilir veya manevi alem madde yönünden tecessüm (belirme, cisimlenme) ettirilse de gerçekte kabir azabı kayb aleminden olduğu için bu duygularımızla onu bilemeyiz. Bunlar nakil ile bize bildirildiği için buna inanmak bize vaciptir. Keyfiyetine gelince en doğrusu onu da Allah’a havale etmektir. Evet, kabir azabına inanırız, keyfiyetini Allah’a havale ederiz. Mesela kabir azabının delili uyku halleridir. Uykuda olan bir adam gördüğü güzel bir rüyanın zevkine vardığı gibi, gördüğü korkunç rüyanın da ıstırabını çeker. Etrafında uyanık bulunanlar ise bu durumdan habersizdirler. Onlara sorsan adam uyuyor derler ve başka bir şey bilmezler. İşte ölü de öyledir. Görülen alemden görülmeyen aleme intikal etmiştir. O kimse bizim yanımızda Cennet’in zevkine vardığı gibi Cehennemin azabını da çeker. Fakat bundan haberimiz olmaz. Çünkü bizim duyularımız o gizli alemi idrak edemez.

Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz de; “Kabir ya Cennet’ten bir bahçe, ya da Cehennem’den bir çukurdur” diyor ya.

Saygılarımla.