Evet, saygıdeğer okurlarım. Bu kainatı yaratan Allah Zülcelal Hazretleri Kuran-ı Kerim'in Enbiya Suresi ayet 107'de aynen şöyle buyurmaktadır; "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik."

Ey Habibim. Sen Eftalül Mürselin, öyle mahtut bir millete Peygamber gönderilmiş değilsin. Biz seni en yüksek ve en son şeriatla beşeriyetin saadetini temin edecek ahkam ile, Kuran-ı Kerim gibi semavi bir kitap ile bütün alemlere bir rahmet olmak için gönderdik. Biz seni risalet fayesine nail kıldık. Seni atamül enbiya olmak şerefiyle mümtaz kıldık.

Yine Allah Zülcelal Hazretleri Kuran-ı Kerim'in Tövbe suresi ayet 128'de aynen şöyle buyurmaktadır; "And olsun ki, size içinizden gayet izzetli bir resul geldi. Zorlanmanız ona ağır geliyor. Üstünüze titriyor. O müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir."

Evet, şüphesiz ki size kendi içinizden bir peygamber geldi. O öyle bir peygamber ki, sizin sıkıntıda olmanız onun gücüne gidiyor ve sizlerin üzülmeniz ve zahmet çekmeniz onu son derece müteessir etmektedir. Sizin cinsinizden olması, sizin gibi insan olması sebebiyle sizin bütün sıkıntılarınız aynı zamanda onu da sıkıntıya düşürür. Sizin üstünüze titrer, halinizin düzelmesini cani gönülden ister. Evet, bütün müminlere karşı çok merhametli ve şefkati vardır. Onlara karşı çok merhametlidir. Saygıdeğer okurlarım, burada nazarı dikkati çeken bir husus vardır ki, Allah Zülcelal Hazretleri kendisine ait rauf ve rahim sıfatlarını başka hiç bir Peygambere vermediği halde, işte bizim Peygamberimiz (S.A.V) Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimize vermiştir. Evet, yukarıdaki ayeti kerimede, yani Kuran-ı Kerim'de alemler kavramı genellikle bütün varlıkları ifade edecek şekilde geniş kapsamlı kullanılmıştır. İşte bu durum göz önüne alınırsa Peygamberimiz (S.A.V) Efendimizi alemlere rahmet alemlere rahmet olarak nitelenmesi onun getirdiği dinin sadece insanlığa değil, bütün canlı ve cansız varlıklarıyla tabiatın esirgenmesini, korunmasını herkesin ve her şeyin iyiliğini istememizi ve bu amaca uygun bir dünya görüşüne sahip olmamızı gerektirir. Evet, Peygamberimiz (S.A.V) Efendimizin alemlere rahmet olmasının bir sonucu olarak işte onun ümmeti de birbirini sevmeli ve bütün insanlığın iyiliğini istemeli. Evet, hayvanları ve bitkileri sevmeyi ekolik çevreyi korumayı dahil bir görev bilmelidir.

Evet, yüceler yücesi Allah Zülcelal Hazretleri varlıkların en şereflisi ve çok değerlisi olan insana akıl, irade, düşünme, anlama, gibi bir çok yetenek vermiş, bununla yetinmemiş, ilk insan Adem A.S.'den itibaren son Peygamber Hz. Muhammed'e (S.A.V) kadar insanlara peygamber göndermiştir. Yine Kuran-ı Kerim'in Alimran suresi ayet 164'te şöyle buyrulmaktadır; "And olsun Allah müminlere kendi içlerinden onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten, bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler."

Evet, yaratanı tanıyabilmemiz ve kulluğumuzu yerine getirebilmemiz onun emir ve yasaklarını helal ve haramlarını öğüt ve nasihatlerini ve tavsiyelerini kısaca dinini öğrenebilmemiz için Peygamberlerin rehberlik ve örnekliklerine ihtiyaç duyarız. İşte bizlere sorumluluklarımızı hatırlatan peygamberler insanlar arasından seçilmişlerdir. Yüceler yücesi Allah-u Teala'nın mesajını hayatlarına uygulamalarını, onları örnek olmamıza örnek verir. Mesela, Allah İsra Suresi ayet 95'te şöyle der; "De ki, eğer yeryüzünde insanlar yerine yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek Peygamber gönderirdik."

Evet, burada şayet yeryüzünde melekler yaşasaydı, iletişim kurabilmeleri için Allah-u Teala onlara elçi olarak melek gönderirdi. Allah insanlara peygamber olarak yine bir insan gönderdi. Çünkü melek gönderseydi onu göremezler, kendileri ile iletişim kuramazlar, sonuçta risaletin hedefi gerçekleşmezdi.

Yazıma kazamız Müftüsü çok sayın Hanifi Damar'ın çok güzide bir şiiri ile son veriyorum:

MUHAMMED-ÜL EMİN

Yarattı ulu Allah’ımız Muhammed-ül emini üstün sıfatlarla

Doğruluk, masumiyet, yüksek akıl, emanet tebliğ hepsi onda

Bize örnek oldu hareketleriyle, sözleriyle, güzel ahlakıyla

Adeta canlı Kur’an oldu, Kur’an ahlakıyla yaşadı aramızda

Boşuna demedi müşrikler onun hakkında Muhammed-ül emin diye

İnsansın inanmasın mu’min kafir herkes gönülden güvendi kendisine

Var mı dünyada ondan başka herkesin güvenini kazanmış bir kimse

Bizde ona tabi olalım düşelim peşine sımsıkı sarılalım onun sünnetine

Bir zamanlar müşrikler tamir ettiler kabeyi bitirince onun inşaatını

Tartıştılar kendi aralarında kim koyacaktı yerine haceri esved taşını

Bir türlü anlaşamadılar paylaşamadılar o mübarek kutsal siyah taşı

Nihayet dediler ki bekleyelim yarını ilk gelen kabeye bulsun aramızı

İşte ilk gelen kabeye Muhammed-ül emindir odur Muhammed Mustafa

Namaz kıldırdı miraçta bütün peygamberlere kudüste mescid-i aksada

O gece takılmadan hiçbir şeye doğruca yürüdü çıktı hakkın huzuruna

Pek çok hediyelerle döndü ümmetine gözünün nuru beş vakit namazla

Getirtti bir sergi yaydı güzelce mescid-i haramın hoş kokulu toprağına

Dedi müşriklere tutun hepiniz serginin uçlarından kaldırın yavaşça

Kainatın efendisi koydu hacer-i esved taşını usulca yerine yuvasına

Kabeyi tamir güzeldir esas hüner gönül kabesini bağlamaktır Allah’a

Hayatı boyunca çalıştı uğraştı oluşturdu güvenli bir ümmet, toplum

Yoktu aralarında hırsız, katil, cani, eşkıya hepsi olmuş birer masum

Var mı şimdi şu fani dünyamızda böyle asil bir millet asil bir toplum

Ümit ediyoruz ki mevladan milletimiz olacaktır böyle asil bir toplum.